Önemli olan varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir derler. Tanık oldukların, tanıştıkların, fark ettiklerin her zaman seninle kalır. Bu listedeki filmler, insanı etkileyeci yolculuklara çıkarıyor:

10. EVERYTHING IS ILLUMINATED

NORMALİ GERİDE BIRAKIN

Everything is IlluminatedGenç bir Amerikalı Yahudi, İkici Dünya Savaşı’nda Ukrayna’nın bir köyünde, dedesine kaçması için yardım eden kadını bulmak için eski kıtaya gelir. Her şeyin aydınlanması için geçmişi aydınlatmak zorunda hisseden Jonathan’a, yolculuğunda türünün tek örneği Ukraynalı Alex ve büyük babası rehberlik eder.

Jonathan Safran Foer’in aynı isimli ünlü romanından uyarlanan Her Şey Aydınlandı, afişini kaplayan Elijah Wood‘dan kesinlikle çok daha fazlasını barındırıyor. Jonathan karakterinin Ukraynalı rehberi ve çevirmeni rolündeki Eugene Hutz (premium man, Alex) ondan baya bir rol çalıyor. Alex kendine has İngilizcesiyle Jonathan’ın Amerikalı hallerine söylenir, hip-hop sever, siyaseten doğruculuk nedir bilmez, ancak filmin en anlamlı cümlelerini de o eder. İkisi birlikte kendilerinden önce gelen kuşağın gerçeklerini keşfedecektir.

FRAGMAN:


 

 

9. INTO THE WILD

Into the WildChris McCandless, üniversiteden mezun olduktan sonra iş aramaya başlamak istemez, ailesinin ona alacağı yeni arabayı da istemez, hatta onun adına açılmış olan hesaptaki tüm parayı da hayır kurumlarına bağışlar. İstediği tek bir şey vardır; Alaska’ya gitmek ve vahşi doğanın içinde yaşamak. Bunun için herşeyi geride bırakıp, beş parasız bir gezgin olarak kuzeye doğru yola düşer. Film, Chris McCandless’in gerçek hayat öyküsünden esinlenerek çekilmiş.

Sean Penn, bu hikâyeyi sinemaya aktarmak için on yıldan uzun bir süre Chris’in ailesinin onayını beklemiş ve çekimlerin hepsini gerçek mekânlarda gerçekleştirmiş. Atlanta, Arizona, Kaliforniya, Nevada, Oregon, Washington derken ta Alaska’ya kadar uzanan, maceralı bir yolculuğa çıkıyoruz Chris ile. Vahşi doğaya doğru.

FRAGMAN:


 

 

8. LITTLE MISS SUNSHINE

HERKES SADECE NORMALMİŞ GİBİ DAVRANIR.

Little Miss Sunshineİntihar teşebbüsünde bulunmuş Proust uzmanı bir dayı (Steve Carell), Nietzsche’nin izinden sessizlik yemini etmiş bir ağabey (Paul Dano), eroin bağımlısı ağzı bozuk bir büyükbaba (Alan Arkin) ve başarıya ulaşmanın yollarını anlatarak başarıya ulaşamamış bir baba (Greg Kinnear): Tüm aile, posterlerde kendine yer bulması zor küçük Olive’in katılacağı güzellik yarışması için yola düşer.

Olmayacak duaya amin gibi görünen bir amaç için yola çıkan böylesi garip bir ailenin yolculuğu ve geldiği nokta da tahmin edersiniz ki sıra dışı oluyor. Küçük bir bütçeyle çekilen ve daha sonra senaryo Oscar’ı dahil dünyanın her yerinden ödüller alan Küçük Gün Işığım aynı zamanda kaynaşmış yetenekli oyunculardan oluşan iyi bir kadroya sahip. Rahatça, keyifle seyredilebilecek iç açıcı bir film.

FRAGMAN:


 

 

7. HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK

TOLGA NABER?

HerseycokguzelolacakRutin hayatında yuvarlanıp giden Nuri ile onun sorumsuz ve olmayacak yerlere girmekten kaçınmayan kardeşi Altan’ın güneye yaptığı mecburi yolculuğun yeri sanıyorum herkeste ayrıdır. Sayısız replikleriyle artık hayata karışmış, güney yolculuklarından önce “Gel gidelim güneylere, yenilenip dinlenmeye” denmesine neden olan bir film Her Şey Çok Güzel Olacak. Aynı zamanda Cem Yılmaz ve Mazhar Alanson’un sinemada yapacaklarının bir habercisi.

Altan’ın bar açma hayalleri peşinde çevirdiği dolaplar, Nuri’nin de başına iş açar ve zıt karakterli kardeşler bir yandan işleri yoluna koymaya çalışırken diğer yandan da mafyadan ve başlarındaki diğer belalardan kaçar.

FRAGMAN:


 

 

6. IM JULI

KALPTE. MİDEDE. TEMMUZ’DA

IAlmanya’dan Türkiye’ye binlerce kilometre yol kat eden, nehirleri, dağları bazen pasaportsuz aşan, dolandırılan, acı çeken ancak güneşi izlemekten vazgeçmeyen Daniel ve Juli’nin hikâyesini izledikten sonra, evde kös kös oturmak insana daha bir zor geliyor. Temmuz’da filmi Hamburg, Budapeşte ve İstanbul’da çekilmiş.

Fatih Akın’ın bu ünlü filminin başkarakterlerinden biri Daniel (Moritz Bleibtreu), sıradan bir öğretmen. Juli (Christiane Paul) ise Daniel’e göz koymuş deli dolu özgür bir ruh. Ancak Daniel bir gece Melek isimli Türk bir kadına âşık olur. Melek’in ertesi gün Türkiye’ye dönmesiyle dünyasını şaşıran Daniel, onu bulmak için Türkiye’ye gitmeye karar verir. Daniel’in aklında başka bir kadın olduğunu anlayan Juli, kafasını dağıtmak için tam da bu sırada otostopla serseri bir yolculuğa çıkmak üzeredir. Yolarının kesişmesiyle de çılgın bir yolculuk başlar.

FRAGMAN:


 

 

5. THE FALL

The FallThe Fall, gezip görme iştahını güzel bir masalla gideren, izlemeye doyum olmayan olağanüstü bir film. Hintli reklam yönetmeni Tarsem Singh, senaryosunu 1981 tarihli Yo Ho Ho filminden uyarladığı bu film için, tam 18 ülkede 26 ayrı yerde çekim yapmış. Görüntülerin tüm güzelliğine ve gerçeküstülüğüne rağmen, filmde hiç görsel efekt kullanılmamış.

1920’li yıllarda Los Angelas’ta geçen film, bir çekim sırasında düşüp felç geçiren genç bir dublör ile hastanede tanıştığı kolu kırık küçük bir kızın, çıkarlar üzerinden başlayıp gerçeğe dönüşen arkadaşlığını anlatıyor. Hem âşık olduğu kadını başrol oyuncusuna kaptırmanın, hem de tutmayan ayaklarının acısıyla kıvranan Roy, çok iyi İngilizce bilmeyen Alexandria’nın ısrarları üzerine ona bir masal anlatmaya başlar. Beş mitik kahraman, kötü adamın peşinde diyar diyar gezecek, Roy da Alexandria’yı kandırarak morfin elde etmeye çalışacaktır.

FRAGMAN:


 

 

4. İKLİMLER

MERAK ETME, BİZİM MUTSUZLUĞUMUZ ONLARA İYİ GELİR

Nuri Bilge Ceylan ismini görüp de gözlerinizi kaçırmıyorsanız, bu çiftin yolculuğuna bir şans verin. Ağrı, Doğubayazıt, Erzurum, İstanbul ve Kaş’ta çekilen İklimler, doğrusal bir yolculuk anlatmıyor, ancak bir çiftin geçtiği yolları mevsimler eşliğinde Ceylan’ın ünlü “şiirsel” üslubuyla sunuyor. Filmde, kılıksız üniversite profesörü İsa’yı Nuri Bilge Ceylan, onun televizyon sektöründe çalışan eşi Bahar’ı ise Ceylan’ın gerçek hayattaki eşi Ebru Ceylan canlandırıyor.

Siz hâlâ “aman bu filmlerde bir şey olmuyor” diyorsanız, sizi Fırat Yücel alıntısıyla başbaşa bırakıyorum: “Bu filmleri izleyin. Bir yerden başka bir yere gitmenin anlamının sadece ‘sonuç’ta elde edilenlerle ilgili olmadığını, hayatta bundan fazlası olduğunu hissedebilmek için.” (Makaleler, Söyleşiler, Fotoğraflar, NTV Yayınları, s.6)

FRAGMAN:


 

 

3. BAL-CAN-CAN

KAHKAHALAR, GÖZYAŞLARI, KORKU, TUTKU… VE HALIYA SARILMIŞ BİR ANNEANNE!

BalcancanBalkanların absürt, sert, komik ve acı coğrafyasında geçen Bal-Can-Can‘da, Trendafil’in asker kaçağı olarak başladığı yolculuk, kayınvalidesinin ölmesiyle bambaşka bir boyut kazanıyor. İşleri yoluna koymak için babasını zamanında yarı yolda bırakan İtalyan kankasının oğluna başvuruyor. Santino Genovese’in gelişiyle, ipuçlarını takip ederken yolları çatışmalı köylerle, büyük savaş suçlularıyla ve söylersem filmi mahvedeceğim daha bir sürü olayla kesişiyor.

Bu kadar komik, aynı anda da bu kadar yürek burkucu bir film daha var mıdır bilemiyorum. Ama tam tepemizdeki gerçekler, etnik çatışmaların boyutları hakkında bu çılgın film çok şey söylüyor.

FRAGMAN:


 

 

2. THE WORLD IS BIG…

DÜNYA BÜYÜKTÜR VE KURTULUŞ KÖŞENİN ARDINDA SAKLIDIR

world is bigDünyanın belki de en karizmatik büyükbabasıyla tanışmaya hazır olun. Bulgar yönetmen Stephan Komandarev’in Almanya, İtalya, Bulgaristan ve Slovenya’da çektiği The World is Big and Salvation Lurks Around the Corner film, hafızasını kaybeden Alex ile tavlasıyla onun yardımına koşan büyükbabası Bai Dan’ın iki kişilik bisikletle çıktığı yolculuğu anlatıyor.

Film aynı zamanda 1980’li yıllarda Bulgaristan’ın siyasi vaziyeti hakkında da ipuçları veriyor. Zira Alex, aynı zamanda Bulgaristan’dan Almanya’ya göç etmek zorunda kalmış bir ailenin çocuğudur. Alex’in kendini bulma yolculuğunda tavlanın da çok merkezi bir yeri var. Bu ülkede tavladan hayat dersi çıkarmayan kalmış mıdır bilmiyorum ama bu eğlenceli, dramatik, yürek ısıtıcı filmin insan kalbinde birçok yere değdiği kesin.

FRAGMAN:


 

 

1. BEFORE THE RAIN

YÜZLERİ TANIDIĞINIZDA, HİKÂYELERİ DE ANLAMAYA BAŞLAYACAKSINIZ.

Before the RainYolculuk her zaman doğrusal değildir, bazen de döngüseldir. Makedon yönetmen Milcho Manchevski’nin Yağmur’dan Önce adlı filmi, spiral gibi iç içe geçmiş üç ayrı hikâye anlatıyor. Çatışmalarla bölünmüş bir ülkede geçen, nefret, savaş, aşk ve taraf tutma üzerine insanın içine işleyen bir trajedi.

Makedonya ve Londra’da geçiyor. İzledikten sonra kalplerde derin bir iz bırakma ihtimali yüksek, görüntüleri ve müzikleriyle insanı evinden alıp, muhteşem dağlara, ne yazık ki acılı insanların yaşadığı görkemli coğrafyalara götürecek usta işi bir film.

FRAGMAN:

Send this to a friend