Gazeteci, yazar ve belgeselci Ümit Kıvanç‘ın üç yıl önce yazdığı ve yönettiği 16 Ton, ismini her gün on altı ton yükleyen madencilerin ünlü şarkısından alan bir belgesel. Büyük ölçüde fotoğraf, resim, desen ve gravürlerin hareketlendirilmesiyle yapılmış bu “masa başı” film, yaklaşık bir buçuk yıllık bir araştırmanın ürünü. İnternet sitesinde ve Vimeo kanalında belgeseli bölümler halinde izleyebiliyorsunuz, internet sitesinde ayrıca filmin metnine ve ek bilgilere de ulaşabilirsiniz. Belgesel dokuz bölümden oluşuyor: Fitness Yolunda, Bronz Çağı, Ateşin Bulunuşu, Halkla İlişkiler Çağı, Yüzde Çağı, Elmas Çağı, Yazının İcadı, Radyo Çağı ve Özgürlük Çağı.

16 Ton, insanlık tarihine ironik bir yaklaşım. Bugünkü yanlış hayatımızı neleri nerelerden nasıl çıkararak inşa ettiğimizi anlatıyor. Gele gele vardığımız serbest piyasa ve özgürlük çağı yoksa bütünüyle halkla ilişkiler faaliyeti ürünü mü? Madencilerin sefaletini anlatırken gözde bir hit parçası oluveren ’16 Ton’, yoksa sadece bir şarkı mı?

Maden havzası ne demek, hatırlayalım. Serbest piyasa ekonomisine kömür, kömür çıkarmak için madenci lâzım. Maden, kelle koltukta girilen bir yer. Bu, kapısında yazılı. Çıkınca da adama ‘geçmiş olsun’ derler. Yani herkes girmez. Yani birilerini mecbur etmek gerekir.

2000’lerde, madenci sınavına oğlunu yazdıran 60 yaşındaki adam, ‘Eskiden yeraltına jandarma zoruyla girilirdi, şimdi herkes madende çalışmak için sırada. Allah sonumuzu hayır etsin’, diye dert yanıyordu. 2006’da 1.200 işçi almak için açılan sınava 41 bin kişi başvurmuştu.

9

Serbest piyasa ekonomisi şöyle çalışır: Madene inip inmemek serbesttir. Sen inmezsen, inecek başka biri mutlaka bulunacaktır. Madenci, duasını eder ya da küfür eder ve aşağı iner. Ama inmeden mutlaka sevdikleriyle vedalaşır, çünkü, dinlediğiniz şarkıda söylendiği gibi, bir defa aşağı indikten sonra ‘elveda’ deme şansı artık yoktur.

* Videoyu kullanmamız için izin veren Ümit Kıvanç‘a teşekkürlerimizle…
 

Send this to a friend