Andy Warhol halen yaşıyor olsaydı, tam da bugün 84. yaş gününü Central Park manzaralı geniş bir apartmanda, gelmiş geçmiş en tuhaf parti ile kutluyor olacaktı. Gelmiş geçmiş en tuhaf ikinci parti ise, muhtemelen yine Warhol’un 83. yaş günü partisi olurdu.

Ondan geriye rengârenk resimler, tenekeler, plastik şişeler, Fabrika, canlı tonlarda yıldız portreleri, karton kutular, Chelsea Hotel, Başkan Mao, kocaman bir muz ve başka bir sürü şey kaldı elbet. Warhol bir kapı açtı. İşin garibi, onun böyle öncülük/avangardlık kabilinden iddialarla da işi yoktu, içinden nasıl geçtiyse onu yarattı.

Belki de bu kendiliğdenlik hali, keskinlikten uzaklığı ve zayıf ideolojik referanslar yüzünden, Warhol’un işlerine anlam yapıştırma çabası da bir türlü tatminkâr sonuçlar vermedi. En güzeli, onu kurcalamak yerine izlemek sanki.

Kağıt hışırtısı, Heinz ketçap şişesi ve platin saçlı, sıska bir adamın esrarlı macerası:

Vay be! Bu videonun ardından konuşacak …(uzun bir sessizlik)… galiba hiçbir şey yok ama yine de iyiydi, değil mi? (işte Warhol tam da burada bir yerlerde)

Popüler sanatçıların mezarları, hayranları tarafından sıklıkla ziyaret edilir. Mezar taşlarının çevresine, o sanatçının işi ve yaşamıyla özdeş eşyalar bırakılır. Sevenleri de Warhol’a Campbell’s tenekeleri, Coca Cola şişeleri hediye etmişler.

Bu eşyalar…(işte yine o sıkıntılı sessizlik)…galiba hiç dokunaklı değiller ama rock star mezarlarındaki yarısı boş köpeköldüren şişelerinden daha sevimli oldukları kesin.

Send this to a friend