90’lı yıllarda Napster’la başlayan internette müzik paylaşımı, müzik piyasasına uzun soluklu olacak bir tartışma getirmişti. Eğer şarkılar MP3 formatında internetten bedava indirilebilecekse, albümleri kim para verip satın alacaktı? Son on yılda, albüm satışlarının dibe vurmasıyla birlikte müzik satışlarının nasıl olacağına dair belirsizlikler de çığ gibi büyüdü. CD formatında çıkan albümlerin artık satılamayacağı, internet teknolojilerini takip eden herkesin malumu oldu. Zaman zaman, müzik paylaşım sitelerini veya programlarını yasaklama, kapatma yoluna bile gidildi, ancak bu despotik girişimlerden pek de bir sonuç alınamadı. Napster kapandı, Audiogalaxy açıldı, o kapandı, Emule açıldı ve isimler değişse de, müzik paylaşımı artarak devam etti. Örümcek kafalı piyasa oyuncuları ne kadar diretse de internette müzik paylaşımını durduramadı.

Peki, internet ve paylaşım çağında, müzisyenler nasıl para kazanacak (performansçıları ayrı tutuyorum), yapılan albümler nasıl satılacak, telif hakları nasıl hak edene teslim edilebilecek? Bir süredir bu sorulara çeşitli cevaplar bulunmaya başlandı. Örneğin, şarkının çalınma sıklığına göre telif ödeme sistemlerine sahip müzik siteleri kuruldu. Radiohead daha farklı bir yol seçti, “Ne kadar istersen o kadar öde” dedi ve In Rainbows albümünü kendi sitesinden dinleyiciye sundu.

Son olarak da, albümler nasıl satılacak sorusuna Björk’ten şık bir cevap geldi. Google arama trendlerinde “Steve Jobs died” aramasının bir numara olduğu bugünlerde, Apple’ın açtığı çığırla, Björk yine yapacağını yaptı, görsel ve işitsel olarak çok etkileyici ve etkileşimli ilk uygulama (app) albümü Biophilia‘yı piyasaya sürdü.

Evet, yeni bir dönem başlıyor. Bu yeni dönemde, app albüm alan herkes şarkılar ile olabildiğince derin bir etkileşime girecek, şarkının bir çok öğesini yeniden kurgulayabilecek ve belki de en önemlisi “eskiden olduğu gibi albümün içine girebilecek”. Sanatçılar ise dertlerini yeni yollarla takipçilerine aktarabilecek. Björk’ün Biophilia albümü hakkında önümüzdeki dönemde binlerce yorum yapılacağı kesin, ama ilk etapta albümü yaratıcılarının ağzından dinlemek, Biophilia’nın ne olduğunu anlamak açısından önemli.

Björk’ün kendi sözleriyle:

Biophilia’ya hoş geldiniz. Doğanın her türlü suretine karşı duyulan sevgiye. En küçük organizmadan, evrenin derinliklerinde seyreden devasa kırmızıya kadar. Biophilia bitmek bilmez bir merak uyandırır, doğa ile buluştuğumuz, ulaşılması güç yerleri araştırma ve keşfetme isteğidir. Renkler ve biçimler, parfümler ve kokular, tuzlu rüzgârın dile dokunuşu ve tadı; doğanın duyularımız üzerinde oyunlar oynadığı yerler. Ancak, doğanın büyük kısmı bizden gizlidir, onu göremeyiz veya ona dokunamayız, aynen günlük hayatımızda bizi her şeyden çok etkilediği söylenilen fenomen olan ses gibi. İnsanlar tarafından kontrol altına alınan sesin cömertçe ve duygularla dağıtılmasına müzik diyoruz. Müzik olmasaydı şu anda gizli kalmış olacak parçalarımızı ifade etmek için müziği kullandığımıza göre, doğanın gizli dünyasını biraz daha görünür kılmak için teknolojiyi de kullanabiliriz. Biophilia’da bu üçünün nasıl bir araya geldiğini göreceksiniz: doğa, müzik ve teknoloji. Dinle, öğren ve yarat. Parmağının ucunda yatan evreni dolaş. Üç boyutlu galaksilere dokun, içerisinde yolculuk et. Takımyıldızlarının içine yerleştirilen farklı şarkı uygulamalarını (app) ve bu uygulamaların ek özelliklerini keşfet. Boşlukta kaybolduğunu hissedersen, seni eve götürmesi için her zaman müzikal pusulayı kullanabilirsin. Şimdi, insan bedeninin boyutunu unut. Evrensel ile mikroskobik arasında bir geçit olduğunu hatırla. Varlığının derinliklerini harekete geçiren görülmemiş güçler ve seni ve var olan her şeyi kucaklayan doğa. İnsanları teknolojik yenilikler aracılığıyla doğayla yeniden birleştirecek bir devrimin eşiğindeyiz. Oraya ulaşana kadar, hazırlan, keşfet, Biophilia.

Etkileşimli sanatlar üzerine çalışan ve Biophilia ekibinde yer alan Scott Snibbe, “paylaşmaya değer fikirler” platformlarından biri olan Picnic‘te kendisinin ve Björk’ün yaptıkları albüm hakkında ne düşündüklerini, bu albümle neyi amaçladıklarını anlatıyor.


Albümün müzik yönetmeni ve mühendisi olan Damian Taylor ise Cycling 74‘e verdiği röportajda, hem Björkle çalışmanın nasıl bir şey olduğunu, hem de albümde Max/MSP/Jitter‘ı nasıl kullandıklarını anlatıyor.

Send this to a friend