Depo: Akıl Hastanesinde Hayat fragmanıyla büyük merak uyandıran bir çalışma. Ege Kanar ve Can Dinlenmiş’ten oluşan çekim ekibi, RUSİHAK’ın hazırlayacağı bir rapor için Manisa, Adana, Elazığ, Ankara, Samsun ve İstanbul’daki akıl hastanelerini çok boyutlu bir biçimde kayıt altına almış. Akıl hastanelerindeki hayat koşullarını, hastaları ve çalışanları inceleyen bu çalışmayı bir belgesel olarak yayımlayabilmek için, ekip iki hafta önce Indiegogo‘da para toplama kampanyası başlattı.

Eğer tamamlanabilirse, bu belgesel ile Türkiye’deki akıl hastanelerinin sorunları birçok açıdan gözler önüne serilmiş olacak, ancak daha da önemlisi, çözüm yolları tartışılmaya başlanabilecek. On gün daha sürecek kampanyaya istenilen miktarda bağışta bulunmak mümkün, katkılarınıza da çeşitli şekillerde teşekkür ediyorlar. Örneğin 25 Euro bağışlayanlara belgeselin DVD’sini gönderiyorlar veya daha yüksek miktarlarda jenerikte size teşekkür ediyorlar. Biz de önce Depo belgeselinin bir DVD’sini ısmarladık, sonra da ekiple iletişime geçerek merak ettiklerimizi sorduk:

Akıl hastanelerinde çekim yapmaya nasıl başladınız?

Süreç, RUSİHAK (Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi) kurucu üyelerinden arkadaşımız Şehnaz Layıkel’in, dernek olarak hastanelerde yürütecekleri bağımsız bir izleme çalışması için ekibe katılmamızı önermesiyle başladı. Daha önce bir benzerini 2008 yılında yayımladıkları Ruh Sağlığı Alanında İnsan Hakları Türkiye Raporu’nu güncellemek istiyorlardı ve bu kez ellerinde Sağlık Bakanlığı tarafından verilmiş bir görüntü kaydı izni de vardı. Bizden beklenen, raporda kullanılmak üzere, ziyaret edilen kurumlarda karşılaşılan fiziksel mekânları ve mevcut koşulları belgelememizdi. Proje ilerledikçe biriken malzemenin niteliği, hareketli görüntülerden bir belgesel kurgulamak, fotoğraflardan da bir kitap oluşturmak gibi fikirleri ortaya çıkardı.

Çekimlerden önce ve sonra, akıl hastanelerine dair duygu ve düşüncelerinizde ne gibi değişiklikler oldu? 

Daha önce Arkitera’nın düzenlediği Açık Kapı etkinliği kapsamında Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde bir gün geçirme şansımız olmuştu. Ancak bu etkinlik hastane bahçesinde yapılan turistik bir gezintiden öteye geçmemişti. Proje başlamadan katıldığımız eğitimler ya da kendi aramızdaki sohbetler sırasında anlatılanları dinledikçe, bu kurumlarda travmatik pek çok durumla karşılaşabileceğimiz netleşti. Yine de vereceğimiz tepkileri ya da çekim sürecinin tam olarak nasıl işleyeceğini kestiremiyor ve bu konuda endişe yaşıyorduk…

İlk girdiğimiz serviste güçlük çektiğimizi hatırlıyorum. Kalabalıktan ve hizmet alanların yoğun ilgisinden kaçıp bir süre hemşire odasına sığındık. Duruma adapte oldukça karşılaştığımız kişilerle çeşitli ilişki kurma biçimleri geliştirdik ve bu sayede kendi konumumuza dair yaşadığımız kafa karışıklığı da geriledi. Tüm hastaneler benzer yapılardan oluştuğundan ve benzer hikâyelere gebe olduğundan, zaman içinde bizi bekleyen durumları öngörebilmeye ve çalışabilmemiz için gereken zihinsel mesafeyi de koruyabilmeye başladık.

Gözlemlerinizden hangisi üzerinizde büyük bir etki bıraktı?

Bu soruyu tek bir gözlem üzerinden cevaplamak oldukça zor. Ancak fiziksel mekânların mevcut durumları, yetersiz hijyen, kurumda gündelik hayatın tekrar eden boğuculuğu, güvenlik endişesi ile göz ardı edilen insani gereksinimler, çoğunlukla ilaca dayalı tedavi yöntemleri, terapi eksikliği, açık havaya erişimin kısıtlılığı, hizmet alanların doktorlar ve psikologlarla yeterince görüşememeleri, aktivite eksikliği, dışarısı ile kısıtlı iletişim imkânları, mahremiyet problemleri ve kişilerin herhangi bir konuda şikâyet haklarının dahi olmayışı, bu kurumlara has temel sorun alanlarından birkaçı olarak sıralanabilir.

Çekimlerde nasıl bir yöntem ve yaklaşım izlediniz?

Proje kapsamında Manisa, Adana, Elazığ, Ankara, Samsun ve İstanbul’daki hastaneleri ve bakım evlerini ziyaret ederek çekimler yaptık. Her hastanede ortalama 4 gün geçirdiğimiz söylenebilir. Bu zaman zarfında hizmet alanlarla ve personelle çeşitli görüşmeler yaptık. Mekânları fotoğrafladık, video ve ses kayıtları yaptık.

Çekim öncesi elimizde herhangi bir senaryo ya da çekim planı bulunmuyordu, daha önce de belirttiğimiz gibi bu malzemenin bir filme dönüşebileceği fikri sonradan oluştu. Bu sebeple çoğunlukla doğaçlama çalıştığımızdan, birçok kararı o an içinde verdiğimizden bahsedilebilir. Elimizdeki izin, kişilerin onayı olsa dahi, kimliklerin açıkça ortaya konmasına sınırlama getirdiğinden, bu duruma uygun çekim yapabilmek için de bir takım yöntemler geliştirmeyi denedik.

Hastane çekimleri sonlandığında, izleme ekibi ile de çeşitli görüşmeler kaydederek onların tanıklıklarını ve düşüncelerini topladık, bu şekilde filme bir katman daha eklenmiş oldu.

depo-7

Peki kampanya başlatma fikri nasıl ortaya çıktı? Gerekli para toplanabilirse belgeseli ne zaman izleyebileceğiz?

Projenin çekim aşaması RUSİHAK’ın izleme çalışması kapsamında AB tarafından fonlanmıştı. Eldeki malzemeyi film formatına sokmaya karar verince bu süreç boyunca oluşacak giderleri karşılamak adına bir kaynak yaratmamız gerekti.

Kitlesel fonlama hem herkesin katılımına açık yapısı hem de bürokratik süreçlerden uzak oluşu nedeniyle tercih ettiğimiz bir yöntem oldu. Kampanyanın bitmesine 10 gün kadar bir süre var, henüz öngördüğümüz miktarın uzağında olsak da destek veren kişi sayısı bizi oldukça sevindirdi.

İlk etapta planımız, RUSİHAK’ın Haziran sonunda düzenleyeceği uluslararası sempozyumda filmden bir takım parçalar göstermek. Yaz sonuna doğru da filmi tamamlayarak herkese açık gösterimler düzenlemeyi ve konuya dair bir tartışma başlatabilmeyi umuyoruz.

Belgeselin gün ışığına çıkmasına katkıda bulunmak isteyenler Indiegogo‘yu, belgesel ekibinin daha ayrıntılı bir röportajını okumak isteyenler Ne Güzel Şeyler‘i ziyaret edebilir. Belgesele dair gelişmeleri Facebook ve Twitter hesaplarından takip edebilirsiniz.

Send this to a friend