Elle tutulur bir boşluk hayal ettiniz mi hiç? Kulağa oldukça ilginç gelen bu keşif bir bakıma gerçekleştirildi. Dünyanın bilinen en siyah maddesi vantablack‘e baktığınızda, sonsuz bir boşluk hissi yaratan bir deneyim yaşamanız mümkün. Işığı büyük oranda hapsetme özelliğine sahip bu madde, ışığı yalnızca % 0.035 oranında geri yansıttığından, kara deliklerden sonra bilinen en karanlık madde unvanıyla anılıyor.

2014 yılında İngiltere kökenli nanoteknoloji şirketi Surrey NanoSystems tarafından icat edilen, gerçekliğin içinde nereye uzandığı belli olmayan bir kara delik gibi görünen bu madde, boyutsuz karanlığı ile insanı ürkütmüyor değil. Vantablack ışığı neredeyse tamamen hapsettiğinden, üç boyutlu nesnelerin iki boyutlu görünmesine neden oluyor:

Boyut algımızı nasıl kaybettiğimizi göstermek için vantablack buruşuk bir alüminyum folyonun üzerine yapıştırılmış. “Vanta”nın açılımı: Vertically Aligned Nano Tube Arrays (Dikey Hizalanmış Nano Tüp Dizisi)

Bakınca görülemeyen bu madde, sensörlerde, kaçak ışığın teleskoplara girmesinin önlenmesinde, dünya ve uzayda kızılötesi kameraların verimlerinin artırılmasında veya termal kamuflaj teknolojilerinin geliştirilmesinde kullanılıyor; vantablack‘i içeren ilk uydu, Aralık 2015’te uzaya gönderildi. Kullanım alanı gitgide genişleyen bu madde, Anish Kapoor’un tüm kullanım haklarını satın almasıyla, sanat çevrelerinin de gündemine girerek yeni bir tartışma başlattı.

Anish Kapoor söz konusu maddeyle ilgili olarak, “Neredeyse bir boya gibi… Öylesine karanlık bir mekân oluşturuyor ki, içine girince nerede olduğunuzu, ne olduğunuzu unutuyorsunuz, en önemlisi de tüm zaman algınızı kaybediyorsunuz.” derken, biz de bu gelişmeyi sanat hayatını Paris’te sürdüren Utku Varlık’a danıştık:

Böyle bir maddenin tüm hakları nasıl bir kişiye verilebiliyor?
Güncel sanatın büyük bir sirk olduğunu; bunu yöneten uluslararası lobinin ne denli güçlü olduğunu; 21. yüzyıl sanatını “modern” adı altında müzelere, koleksiyonlara koyanların amaçlarının finansman, yatırım ve çıkar elde etme olduğunu; bir yıldız sistemi yaratılarak göz boyandığını sürekli yazıyorum. Örneğin birkaç yıl önce Anish Kapoor’un Sabancı Müzesi’ndeki devasa nadir taşlar ve mermerlerle yaptığı sergiyi herkes saygıyla ve merakla gezdi, ama kimse taşınması bile sorun olan bu konsepti Kapoor’un nasıl yaptığını, yani “dekor”un öbür yüzünü düşünmedi. İşte bu yüzyıl, sanatın yatağını böyle değiştiriyor; bireyin tuvalini boyadığı atölye, giderek içinde yüzlerce kişinin çalıştığı bir imalathaneye dönüşüyor. Güncel sanatçı, bulgularını asistanlarına iletiyor, ya da bir maket gösteriyor. Ondan sonrası onun ilgi alanında değil; istediği mermerler büyük firmalara ısmarlanıyor; bu mermerler bulunduğu ülkelerden, kesilip, yontulacağı Carrare’a, onun ünlü atölyelerine getiriliyor ve orada yontuluyor. Sanatçıya da özel uçağına binip eserlerini görmeye gitmek kalıyor. Sanatçının bağımlı olduğu milyarder, örneğin Bernard Arnault, eserlerin nerelerde sergileneceğini ve daha sonra hangi koleksiyonlara, müzelere gideceğini de planlamıştır.

Vantablack’in Kapoor nezdinde bir hikâyesi, bir geçmişi var mıydı?
“Siyahtan Daha Siyah” projesi… Kapoor uzun yıllar “kuyu ve sonsuz derinlik” takıntısıyla yaptığı işlerde bu karanlığı boyayla yaptı; büyük boyutlu mermerlerdeki delikleri görenler anımsar. Son Versailles projesinde Kraliçe Marie Antoinette’e gönderme yapan heykel için 9 metrelik karanlık bir tünel kazılmıştı. Özel bir laboratuvarın, başka bir amaç için bulduğu vantablack, yani tüm opak bir siyah; ışık geçirmeyen bir malzeme, gelen ışığın %99’unu emiyor, derin bir siyah! Nasıl olmuşsa Kapoor’un ilgisini çekiyor ve Kapoor bu maddenin tüm haklarını satın alıyor. Yani başka kimse kullanamayacak bundan sonra. Daha da ilginci, Kapoor’un gelecek projesi sergilendiğinde, bu derin siyahı görmek isteyenler ile sanatla ilgilenmeyenler de görücü sayısını katlayacak.

Sanat tarihinde daha önce benzer bir şey yaşanmış mıydı?
Bu siyah bana başka bir anıyı anımsattı: 1960 yıllarında Yves Klein, ultramarin mavisinin INPI’den hakkını satın almıştı. Bu maviyi anımsamayanlar çivit mavisini düşünebilir, hani çamaşırları daha da beyazlatmak için eskiden kullanılırdı, ufak bir küp boyutunda… Bu harika maviyi öneririm ama sanırım kimse bugün çiviti de anımsamaz. Yves Klein giderek adıyla özleşen bu maviyle ünlü oldu. Akademi’de atölye hocam Bedri Rahmi Eyüboğlu, bunu katiyen hazmetmiyordu, “Adam bizim maviyi babasının malı gibi kullanıyor, olacak iş değil!” diyerek eleştiriyordu. Siyahın asıl sahibi Soulage bilmiyorum ne düşünüyordur?

Send this to a friend