Eiffel Kulesi’nin açılışından iki yıl önce, 1887’de, bir grup yazar ve ressam, “kızgın halkın çoktan ‘Babil Kulesi’ ismini taktığı bu gereksiz ve canavar kılıklı Eiffel Kulesi’nin Paris’in göbeğine dikilmesini” protesto eden bir mektup yayımlamıştı. Değişen beğeninin savunucusu olarak Gustav Eiffel ise “endüstriyel bir güzelliğin doğmaya yüz tuttuğu” bu zamanda, “Eiffel Kulesi’nin muazzam şeylerin büyüleyiciliğine ve zarafetine sahip olduğu”nu söyleyerek bildiriye yanıt vermişti. Eiffel Kulesi beğenilsin beğenilmesin, sanayi devrimi ile birlikte gelen hızlı değişim sürecinin hem teknolojisini hem de mimari estetiğini yansıtan en bilindik örneklerden biri haline geldi. Avrupa ve Amerika’nın başı çektiği bu dönemde hemen her yıl ampul, telefon, gramofon gibi birçok icat gündelik hayatı dönüştürüyor, bir yandan gökdelenler yükselmeye başlarken, diğer yandan demiryolu bağlantıları da yerin altına inerek şehir içi kısa mesafeleri birleştiriyordu.

Paris’te Porte de Vincennes ile Porte Maillot arasında yapılan ilk yer altı treni, Paris Dünya Fuarı’na gelen milyonlarca insanı büyülemişti. 1900 yılında gerçekleşen Paris Dünya Fuarı, tüm dünyadan katılımcıların, ülkelerindeki teknolojik gelişmeleri tanıttığı bir fuar olarak, son yıllarda arka arkaya gelen icatların büyük ilgi topladığı bir gösteri alanına dönüşmüştü:

İnsanın içini gösteren röntgen cihazları, Almanya’nın saatte 120 kilometre hız yapabilen buharlı lokomotifi, Fransa’nın motorlu uçak modeli, otomobiller ve birçok yeni icat Paris’te yüzyıl dönümünü kutlarcasına sergilenmişti.

Elektrik Sarayı, fuarın en çarpıcı ve en gözde yerlerinden biriydi. Sonunda mumlardan, kandillerden ve gaz lambalarından kurtulan insanlar, ampulü ve elektiriği olabilecek en gösterişli şekilde kutlamış.

Sergi alanına getirilebilen aletlerin yanı sıra, katılan ülkelerin taşınamayan güzellikleri de perdeye yansıtılıyordu.

[Ziyaretçiler] Japonya’nın çiçek bahçelerini, Akropolis’i, İspanya’nın sahillerini dolaşabildikleri bir binada vakit geçiriyordu. Ayrıca sinerama’da – panaromanın bir türü – bir zeplinden veya Trans-Sibirya Ekspresi vagonlarından görülen manzaranın keyfini çıkarıyorlardı. Görüntü ve ses teknolojilerinin bir arada kullanıldığı ‘ses-sinema tiyatrosu’ kurulmuş, burada fonograf sesleri eşliğinde haber filmleri gösteriliyordu.

Osmanlı İmparatorluğu da bu fuara katılmış:

“Avrupa’nın malları görmek için yola düştüğü” bu fuarda gündelik hayata ve sanata olumlu katkılar sağlayan icatlarla birlikte fuarın askeri bölümünde “mitralyöz, torpido, zırhlı panzer kulesi, telsiz telgraf cihazları ve askeri arabalar gibi modern silah teknikleri” de sergileniyordu. Bunda, yüzyıl başında Avrupa’da Birinci Dünya Savaşı’nın alt yapısını oluşturacak siyasi ve ekonomik çekişmelerin ve yükselişe geçen milliyetçi ve ırkçı söylemlerin artmasının rolü hiç de dolaylı değildi. Siyasi ortamın gerilmeye başlaması ile başta kartların yeniden dağıtılmasını isteyen Almanya olmak üzere tüm ülkeler, çeliğin de işlenebilmesinin verdiği ivme ile savaş aletleri geliştirmeye hız vermişti. Kısacası Paris Dünya Fuarı’nda hayatı kolaylaştıran, uzakları yakınlaştıran, anları ölümsüzleştiren yenilikler ile toplu kıyımı kolaylaştıran, yıkım gücünü hiç olmadığı kadar çok artıran teknolojik aletler, gelecek yüzyılı özetlercesine yan yana sergilenmişti. Aşağıdaki videoyu izleyerek zamanında elli milyon kişinin akın akın gezdiği bu büyük fuara yüz on iki yıl sonra şahitlik edebilir, kameraya bakıp şaşıran, gülümseyen, şapkasıyla selam veren insanları da karşılıksız bırakmamış olursunuz!

ELEKTRONİK MÜZİK TARİHİNDE NEREDEYİM?

Send this to a friend