Çölün ortasında hayal ürünü eşyalarla kurulan ve daha sonra yakılıp yok edilen bir şehir. Dünyanın çöl olduğu garip fütüristik filmlerde görebileceğimiz türden el yapımı araçlar, performans sergileyenler, kendilerini sanat eserine dönüştürenler ve nihayet festivalin sonunda yakılmak üzere koca bir piramidin üzerine dikilmiş bir adam… Gizli bir tarikat gibi… 1986’da San Francisco’nun küçük bir kumsalında, bir grup insanın istediğince çıldırma girişimi olarak başlayan Burning Man festivali, yıllar içinde 50 bin kişilik bir kitleye sahip olmuş. Her yıl Amerika’nın Nevada eyaletindeki Black Rock Çölü‘nde yapılan bu festival, Scott London‘un objektifinden göreceğiniz üzere hayli eşsiz.

Bu  olaya şahitlik etmemiş birisine Yanan Adam’ı anlatmaya çalışmak, gözleri görmeyen birisine bir rengin nasıl göründüğünü anlatmaya benzer. Bu bölümde bu olayı anlatmaya çalışan tanımlar bulacaksınız, ancak bu olayı gerçekten anlamak için şahsen katılmak gerekir. – Burning Man sitesinden

Burning Man 2011

Sonuna kadar kendi kendine yetmeye, kendini ifade etmeye ve sanata adanmış, çölde bir şehir burası. Tüm yenilikçi heykeller, yerleştirmeler, performanslar, tema parkları, sanat arabaları ve kostümler kumun üzerinde çiçek açıp topluluğa yayılıyor.

Scott-London-Burning-Man-2011-4

Festival boyunca normal gündelik hayatlarındakinden çok daha fazla kendi kendilerine yetmeleri gereken bu insanlar, üyelerini kendini ifade etmeye kışkırtan deneysel bir topluluğun bir parçası olmak için yılda bir haftalığına Black Rock Çölüne geliyor. Bu deneyin sonucu ise, Burning Man olayına ev sahipliği yapan Black Rock Şehri.

Visualnews‘da Scott London ile yapılan bir söyleşiden alıntı:

VN: Olayın nispeten ticarileştiğini düşünüyor musunuz yoksa özünde ruhunu korumayı başardı mı?
London: Olay yıllar içinde kesinlikle değişti. Artık yılda 50 binden fazla kişiyi çekiyor, bu da artık dikkatli bir organizasyon ve sıkı bir yönetim gerekli demek. Eskiler artık çok fazla kural, çok fazla bürokrasi ve etrafta çok fazla rozetli ve telsizli tip olduğundan şikayet ediyor. Bir dereceye kadar haklılar. Unutmayın, Burning Man bunlardan kaçmak isteyen insanlarca başlatılmıştı. Kuralları ve gelenekleri unutup, yaratıcılıklarını gerçekten özgür bıraktıklarında neler olabileceğini görmek istiyorlardı. Birbirine sıkı sıkıya bağlı bir topluluk, birçok zekice ve ilham verici proje için yapılmıştı. Ama tabii ilk yıllara pervasızlık, kaos ve kargaşa damgasını vuruyordu. Olayın bugünkü boyutu düşünüldüğünde işlerin artık öyle yürüyemeyeceği kesin. Yani evet, zaman içinde değişti.

Festivalin en önemli özelliği, kimsenin sadece izleyici olmaması ve herkesin bir şekilde festivale bir ucundan katılması. Ya bir yerleştirme, tema parkı, mutant araç, performans yaratarak ya da gönüllü olarak. Başkalarıyla birlikte bir şey üretmek, işbirliği yapmak veya kendi projeni hayata geçirmek, kostümler hazırlamak, hepsi makbul.

2011’deki festivale dair daha çok fotoğraf görmek için Scott London’un sitesine veya geçmiş yıllardaki Burning Man festivallerine dair detaylı bilgi için, sitedeki kronolojiye bakabilirsiniz, 1997’den itibaren daha detaylı kayıt tutulmuş. Ayrıca eğer gitmeyi düşünürseniz, festivalin bir çölde yapıldığını unutmayıp Hayatta Kalma Rehberi‘ni mutlaka okuyun. Yoksa yanarsınız.

Send this to a friend