Sanat aramızdaki tek ortak dil. Siyaset gelip geçer, ancak kültür ve sanat tarihe kazınır.
– Sinema sektöründe çalışan bir İranlı

İran’a coğrafi olarak yakın olsak da, aslında neredeyse Amerikalılar kadar uzağız. Ulusal ve uluslararası medyada baskıcı rejimiyle gündeme gelen, başında sürekli savaş yelleri esen bu ülke, son yıllarda aynı ölçüde sinemasıyla da konuşulur oldu. 1979’daki devrim öncesi, bizdekine benzer, biraz Amerikan özentisi bir sinemaya sahip olan bu ülkede, rejim değişikliği sonrası sinemalar yakılmış, sektör ölüme terk edilmiş. Ancak Humeyni’nin bir film izledikten sonra “Sinema iyi bir şeydir” diye buyurmasını takiben ülkede sinema sekörü yeniden canlanmış ve kısa sürede uluslararası çapta başarılar elde edilmeye başlanmış. 1997 yılında Abbas Kiarostami‘nin çektiği Taste of Cherry‘nin, Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ödülünü alması, İran sineması için bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

İRAN SİNEMASININ İÇYÜZÜBir yandan siyasetçiler ve medya İran’ı bir numaralı düşman ilan ederken, diğer yandan da sinema eleştirmenleri buradan çıkan çarpıcı filmlere dikkat çekiyor. Radikal İslamcı ve baskıcı bir rejimden nasıl oluyor da böylesine güzel filmler çıkabiliyor? Biz de işte bu sorunun cevabını öğrenmek, İran sinemasının altında yatan gerçeği keşfetmek için kalkıp İran’a gittik.

Vice Guide to Cinema ekibinden Shane Smith, yükselişteki İran sinemasını yerinde incelemek için 2010 yılında Tahran’a gitmiş. Stereotiplerin ardında yatan gerçekleri keşfetmek için 3. Şehir Filmleri Festivali’ne katılıp, yönetmenler, oyuncular, prodüktörlerle görüşmüşler. Yirmi dakikalık bu belgeselde İran sinema sektörünü ellerinden geldiğince objektif bir şekilde yansıtmaya çalışmışlar. (İngilizce altyazılı)

Send this to a friend