İSİMSİZ FİLM KARELERİ: CINDY SHERMAN

Yıllardır erkeklerin “Hayır, sen hiç kadın bilim insanı biliyor musun?” sorularına maruz kalıp, sabrım yettiğince cevap vermeye çalışıyorum. Sanat sosyolojisi çalışırken, bu sorunun aynısını kendime sorup biraz utanmıştım. Birkaç kadın ressam, birkaç kadın fotoğrafçı biliyordum ama hepsi o kadardı. Velhasılıkelam, kadın sanatçıları araştırırken feminist sanat tarihçisi Linda Nochlin’in 1971 yılında yayımladığı “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” başlıklı makalesine denk geldim.

Nochlin, “Sanat üretimi zaman içinde tanımlanmış belirli şemalara ya da kod sistemlerine dayanan ya da bunlardan bağımsız bir şekilde kendi içinde tutarlı olan bir dil gerektirir”, diyor. Böylesi bir dilin de uzun süreli çıraklık, eğitim ya da bireysel çabalarla öğrenilebileceğini ekliyor. Hiç büyük kadın sanatçı olmamasının nedeni olarak da tarih boyunca oluşturulmuş kurumları, bunların başında da eğitim kurumunu gösteriyor.

Linda Nochlin’in açtığı yolda, gösterdiği hedefe doğru ise birinci kuşak feminist eleştirmenler yürümüş. Daha çok kadın sanatçı keşfetmeye çalışmış, dönemin toplumsal koşullarıyla kadınların sanat üretimi arasındaki doğrudan bağlantıları ortaya çıkarmış ve feminist eleştiri için kurucu bir rol oynamışlar. Bu makaleden yola çıktığımda, ben de birçok iyi kadın sanatçı tanımış oldum. Bunlardan biri Cindy Sherman.

Cindy Sherman 1970’lerin sonunda New York Artists Space’te sergilediği İsimsiz Film Kareleri (Untitled Film Stills) adlı fotoğraf serisiyle, feminist sanat eleştirmenleri arasında bir krizin doğmasına neden olmuş. Bu fotoğraflar Sherman’ın kendisini model olarak kullandığı, 1950’lerin Amerikasına göndermeler yapan, Hollywood B sınıfı filmlerini, Yeni Dalga’yı ve Yeni Gerçekçiliği taklit eden, hiçbir zaman çekilmemiş filmlerin karelerinden oluşuyor.

Serilerini hangi duygularla oluşturduğunu ise kendi ağzından dinleyelim:

İnsanın bazen çaresizlikten, bazen sulu gözlü bir duygusallıktan boğazının düğümlendiği anlar vardır. İşte ben öyle karmaşık duyguları nakletmek istiyorum. Kendi bağımsız varlığına kavuşabilmesi için fotoğrafın kendini aşabilmesi, öte yandan gösterilen imgenin de gösterildiği mecranın ötesine uzanabilmesi gerekir.

Fotoğraf anlayışının, mütevazı karakterinin tersine cüretkâr olduğunu söyleyebiliriz sanırım. En sevdiğim!

Sherman’ın fotoğraflarına baktığımızda da kadın kimliğinin tamamen örtüldüğünü söyleyebiliyoruz. Öyle ki, kadın başkalarının (erkeklerin) bakışıyla sürekli yeniden kurulmakta olan bedeni sadece bir yüzeyden ibaret kılınmış. Sanki fotoğraflarda başka kılıklarda karşımıza çıkan bedenin kendine ait bir dünyası yoktur, o bütün anların nesnesi, fotoğraf kâğıdının bir uzantısı gibidir.

“Hayat gerçekten, öykü sona erdiği anda başlar” diyen Amerikalı sanat eleştirmeni Arthur C. Danto, Cindy Sherman için şöyle diyor: “O kendisinin hem yönetmeni hem kameramanı… İyi bir çocuk nedir bilmiyorum ama o iyi bir çocuk… Tanıştığımızda ona neden İsimsiz Film Kareleri serisini devam ettirmediğini sordum, o da bana ‘Çünkü tüm klişeler bitti’, diye cevap verdi.”

Gerçekten tüm klişeler bitmiş miydi bilemeyiz belki ama şu bir gerçek; Cindy Sherman duygusallıktan boğazının düğümlediği anlarla zihnimizin içinde şimşekler çaktırıyor. Diğer işleri için MoMA‘nın özel galerisine de göz atabilirsiniz.

Send this to a friend