Benim müzik kulağım yok ve müziği yazmadan önce de kafamda duymuyorum. Hiçbir zaman da duymadım. Melodileri hatırlayamam. Birkaç tanesi beynime işlemiştir, My Country ‘Tis of Thee gibi, ama o şarkılarda bile sıradaki notanın ne olduğundan emin olmadığım anlar gelir. Benim, saydıklarımdan daha radikal diyebileceğim, başka türlü yeteneklerim var. Ancak çoğu müzisyenin sahip olduğu şeyler bende yok. [1]

Müzik alanına yapabileceğim katkılar adına icatları her zaman yararlı buldum. Bunu babamdan biliyorum, çünkü evde her gün gözümün önünde yeni icatlar yaratan bir örnek vardı. Ve bunun, müzik dünyasında yapabileceğim tek şey olduğunu da biliyordum. [2]

John Cage her yönüyle değişik müzik deneyimlerinin peşinden koşmasıyla, vida ve fındık gibi malzemelerle hazırladığı piyanosuyla, sıradaki notayı attığı zara, yıldız haritalarına ya da bilgisayardan türetilmiş sayılara göre şans eseri belirlemesiyle, David Tudor ve Merce Cunningham ile yaptığı işbirlikleriyle, ses bantları ve radyolarla yaptığı performanslarla ve gerçekleşen ve gerçekleşmeyen gösterileriyle, kendisinin de söylediği üzere, esasında avangarttan ziyade “deneysel müzisyen” tanımına daha uygun düşüyor. Cage’in yazdığı yazılar, söylemleri ve gösterilerinin barındırdığı sembolik düzlem, her zaman en az müziği kadar ilgi çekmiştir.

John+Cage+09

1947’de Cage hazırlanmış piyanosunda “Sonatas and Interludes” için çalışırken

Klasik geleneği yıkılmaya hazır yaşlı ve eskimiş bir kitsch olarak gören Cage’in gönlü Duchamp’ın kavramsal sanatından yana atıyordu. Henry Cowell ve Schoenberg’den ders alırken de 12 ton tekniğini kendine göre yorumlamaktan geri durmuyor, aklı kalıpları nasıl tamamen bertaraf edebileceğine çalışıyordu. Beethoven ya da Shostakovich eserlerinin parçacıklarını rastgele bir şekilde viyaklatarak çalan bir kayıt aleti, bir şekilde, yüzüne bıyık çizilen Mona Lisa’nın ses dünyasındaki karşılığı oluyordu[3]. Ya da daha sonra ilgi duyduğu ve hayatında büyük bir yer açtığı Zen Budizmi, yaratıcılık sürecine şans faktörünü de sokuyor, zaten üzerine kafa yorduğu “zaman” kavramını ele alış biçimine son halini veriyor ve eserlerine “ne olacaksa olur” yaklaşımını getiriyordu.

New York’taki sanat çevreleri yenilikçi sanatı Avrupa’ya göre daha kaygısızca karşılasa da, Cage’in arkadaşlarının çoğu müzisyenlerden ziyade dansçılar, ressamlar ve heykeltıraşlardan oluşuyordu. Schoenberg onun için, “bir bestekâr değil ama dâhi bir mucit”, derken, bir zamanlar arkadaş olduğu Boulez sonunda işi ona “maymun performansçı” demeye kadar götürecekti. Cage’in 12 radyo ve 4’33’’ (1952) gibi performanslarını, çağının dâhiyane bir hicvi olarak da, tamamen bir saçmalık olarak da yorumlayanlara rastlamak mümkün. Kimsenin ona karşı kayıtsız kalamaması ise, tek tartışmasız gerçek.

Aşağıda David Tudor’un 4’33” performansını izleyebilirsiniz. Daha güncel bir versiyon dinlemek isterseniz, YouTube’da dubstep, orkestral ve death metal gibi çeşitli türlerde icra edilmiş 4’33” yorumları da bulunuyor.

Müziğin malzemesi, ses ve sessizliktir. Beste, bu ikisini eklemleme eylemdir. Benim söyleyecek hiçbir şeyim yok ve onu söylüyorum.

Aşağıdaki video ise 1960 yılından. John Cage’in Amerikan ulusal kanallarındaki ilk performansı:

John Cage, “Water Walk” performansı, Ocak 1960, I’ve Got A Secret Show

Cage’in yaratıcılığına yön veren ve onu tetikleyen üç ana dönüm noktası olduğunu söylenebilir: İlki, hem iş hem de hayat arkadaşı olan efsanevi dansçı Merce Cunningham ile tanışması, ikincisi DT Suziki’den aldığı derslerle Zen Budizmi’ne ilgi duymaya başlaması ve sonuncusu da eserlerinin çoğunu sahnede sunacak olan piyanist David Tudor ile tanışması.

Hazırlanmış Piyano

John Cage’in dansa olan ilgisi ona ünlü icadı hazırlanmış piyano için de ilham verir. Syvilla Fort, 1940 Martında sergileyeceği enerjik gösterisi Bacchanale için Cage’den müzik bestelemesini ister. Cage metronomunu ve kronometresini alarak Cornish Tiyatrosuna gider; aklında, o sıralar geliştirmekte olduğu bir ritmik yapıyı temel alarak, vurmalı orkestrası için bir parça yazmak vardır. Ancak büyük bir sorunla karşılaşır; tiyatronun sahnesi çok küçüktür, ne kanatları ne de orkestra yeri vardır, sadece ön tarafta, seyircilerin sol tarafında kalan bir çıkıntıda bir piyano durmaktadır. Vurmalı orkestrasına yer olmayan bu mekânda, Cage elindeki tek olanak olan piyanoyu kullanarak “tüm vurmalı orkestrasını tek bir piyanistin hizmetine vermeye”[4] karar verir.

john-cage-2Piyano tellerinin arasına çeşitli nesneler yerleştirerek piyanonun ses rengini, tınısını değiştirip kendine özel bir enstrüman yaratır. Piyanoyu hazırlamak için zamanla bir de ‘talimat listesi’ hazırlar; vidaların, kabuklu yemişlerin, civataların, plastik ve kauçuk parçalarının nasıl yerleştirileceğini gösterir. Tellerin arasına malzemeleri yerleştirerek ‘hazırladığı’ piyano kırk beş notanın sesleriyle oynar ve piyanodan davul, gong, çıngırak gibi geniş perdesiz sesler çıkar. Böylece Cage tek kişilik vurmalı orkestrasını yaratmış olur. “Hazırlanmış piyano” fikirinin ilham kaynağı, Henry Cowell’ın piyanonun içinde telleri tındırgatarak, parmaklarıyla çekerek, örgü iğnesiyle telleri susturarak yaptığı performanslardır. Cowell kendi açısından şöyle anlatıyor:

… bunları 1930 civarında bıraktım. Daha çok senfonik müzik yazmak için bu türden piyano bestelerini bırakınca John çok rahatsız olmuştu. Ben de ‘Neden sen yapmıyorsun?’ demiştim ve o da yaptı. Olayı daha da geliştirip telleri hazırladı ki ben böyle bir şey hiç yapmamıştım.[5]

Sonraki on yıl boyunca hazırlanmış piyano Cage’in müziğinde merkezi bir yer tutar. Hazırlanmış piyano için “gözetilen doğaçlama” adını verdiği bir besteleme tarzı yaratır. Yaptığı hazırlıklar sonrasında düzenekten memnun kalırsa tahta cetveliyle ölçülerini alıp titizlikle not eder. Fazla vida ve cıvataları farklı zarflarda tutar, onları da metal kutulara koyar ve her parçada kullanılan malzemeleri kutulardan bir set halinde hazırlar. Parçaların çalınma talimatları belirginleştikçe Cage hazırlık talimatlarının ne kadar hassas olduğunu fark eder; aynı hazırlık yöntemi iki piyanoyu aynı şekilde etkilemez, çünkü her piyano eşsizdir. Hazırlanmış piyano, vurmalı çalgılar orkestrasına ve beraberinde getirdiği zorluklara bir alternatif olur, ama Cage’in müziğinin performansını da zorlaştırır. Cage’in eserlerinin çalacağı bir dinleti için on saati bulan uzun bir hazırlama süresi gerekir ve çoğu zaman aletin üstünkörü hazırlanma riskine karşı Cage piyanoyu kendisi hazırlar.

John Cage bir yandan hazırlanmış piyano için parça yazmaya yoğunlaşırken öte yandan da Doğu felsefesiyle daha derinden ilgilenmeye başlar. 1946–1948 yılları arasında tamamladığı Sonatas and Interludes ile hazırlanmış piyanonun dünyasını ölümsüzleştirir.

Dilerseniz John Cage’in Imaginary Landscapes No. 5 eserinin zaman çizelgesini de inceleyebilirsiniz. John Cage’in ünlü Müziğin Geleceği manifestosunu da buradan okuyabilirsiniz.


[1] Duckworth, William (1999). Talking Music. Da Capo Press, New York, s.7

[2] A.g.e., p.8

[3] Ross, Alex (2007). The Rest is Noise. s.397

[4] Cage, John, and Daniel Charles (1981). For The Birds: John Cage in Conversation with Daniel Charles. Marion Boyer, s.38

[5] Cowell’dan aktaran Revill, David. The Roaring Silence. s.69-70.

Send this to a friend