Şu anda dünyanın her yerinde, eğitim sistemleri reform geçiriyor. Ancak, artık eğitim sisteminde reform yapmak yetmez. Bu durumda reform yapmak, zaten bozuk olan bir sistemi düzeltmeye çalışmaktır. Bizim eğitimde evrime değil, devrime ihtiyacımız var.

Ken Robinson’un dünya çapında onlarca milyon kişi tarafından izlenen 2006 TED konuşması, günümüzün profesör üretmeye odaklı eğitim sistemini eleştiriyordu. Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor konuşmasında, geçmiş yüzyılın ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaratılan eğitim sisteminin artık geride bırakılması gerektiğini, zira standartlaşmaya, tek tipleştirmeye dayanan eski yöntemlerle, yeni nesilleri daha henüz hayal bile edemediğimiz bir geleceğe hazırlayamayacağımızı söylüyordu. Eski yöntemleri bir kenara bırakmalı, bugünün ihtiyaçları için yeni çözümler getirilmeli, diyordu. 2010 konuşmasında ise kaldığı yerden şu soru ile devam ediyor: Yeni eğitim sistemi nasıl olmalı?

Yaptığı işi sevmeyen bir sürü insanla tanışıyorum. Hayatlarını yuvarlanıp giderek, her şeyi kabul ederek geçiriyorlar. Yaptıkları işten herhangi bir zevk aldıkları yok. Zevk almayı bırakın, işlerine zar zor katlanıyorlar ve hafta sonunu bekliyorlar. Ama başka insanlarla da tanışıyorum, yaptığı işi seven insanlarla. Başka bir iş yapmayı hayal dahi edemeyen insanlarla… Bu insanların yaptıkları iş, kişilikleri olmuş… Ancak bu durum birçokları için geçerli değildir… [Sevdiği işi yapan insanların sayıca az olmasının] birçok nedeni olabilir, ama en önemli nedenlerinden biri eğitimdir. Çünkü eğitim sistemi, insanları doğal yeteneklerinden ayrı düşürüyor. İnsan kaynağı da doğal kaynaklar gibidir; derinlere gömülü haldedirler. Onları bulmak için esaslı bir arama yapmak gerekir, öylece açıkta durmazlar. Kendisini gösterebileceği bir ortam yaratmanız gerekir.

İnsan sevdiği işi yaparken, bir de işini iyi yapıyorsa, zaman bile farklı geçer. Sevdiğiniz şeyi yaparken bir saat beş dakika gibi gelir. Ruhunuzla uyuşmayan bir iş yaparken de beş dakika sanki saatler sürer. Birçok insanın eğitimden umudu kesmesinin nedeni, ruhlarını beslemiyor olmasıdır. Enerjilerini, tutkularını beslemiyor eğitim. Bence metaforları değiştirmeliyiz. Endüstriyel eğitim modelini artık geride bırakıp,… zirai bir modele yönelmeliyiz… İnsan gelişimi mekanik bir süreç değildir, organiktir ve insan gelişminin sonuçlarını tahmin edemeyiz. Tek yapmamız gereken, tıpkı bir çiftçi gibi, yeteneğin serpilmesine imkân verecek koşulları yaratmaktır.

Robertson yirmi dakikalık konuşmasında elbette uygulanabilir ve bütünlüklü bir sistem öneremiyor, ama eğitim sisteminin geleceğine yönelik yeni bir anlayış ortaya atıyor ve herkesi bu süreçte rol almaya davet ediyor. Türkiye’de çocukların doğal yeteneklerinin gelişebileceği bir ortam sunan, kişiselleştirilmiş, “zirai” bir eğitim modelinin uygulandığını hayal edebiliyor musunuz?

Her gün, her yerde, çocuklarımız hayallerini ayaklarımızın altına seriyor. O hayalleri çiğnememeliyiz.

Send this to a friend