Lars von Trier’in Melankoli‘si, dünyanın sonu temasını çok çarpıcı bir biçimde işleyen, karanlık sularda yüzen ve varoluşun en acı noktalarını kurcalayan bir film. Koşturmaca yok, arbede yok, çığlıklar yok: Melankoli var. Trier filmi çekmeye başlamadan önce, Alman romantizminin derin uçurumuna atlamayı aklına koyduğunu söylerken, filmde birçok sanatçının eserini de anıyor. Melankoli‘ye ilham kaynağı olan, bazı karelerde yeniden inşa edilen veya bir anlığına gösterilen eserlerin bir kısmını derleyen bu yazı, buzdağının görünen kısmını ele alıyor. Filmi izlememiş olanlar dikkat, istemeyeceğiniz detaylar öğrenebilirsiniz.

1. Ophelia

Wagner‘in gergin ve karanlık prelüdü eşliğinde dünyanın sonunu ve karakterlerin ruh halini gösteren giriş sahnesi, aynı zamanda referansların da en yoğun olduğu bölüm. Kirsten Dunst’ın canlandırdığı Justine’in, gelinliğiyle nehirde süzüldüğü sahne de giriş bölümünden. Trier afişte de bulunan bu sahneyi John Everett Millias’ın 1852 tarihli Ophelia tablosundan esinlenerek çekmiş.

Bu tablo, Hamlet’in şeytan mı melek mi olduğuna karar veremediği, sonunda delirmesine neden olduğu masum Ophelia’nın, çiçek toplarken düştüğü, sonra da şarkılar mırıldanarak yavaş yavaş boğulduğu nehirdeki süzülüşünü işliyor. Millais’ın 1852 tarihli Ophelia tablosu Tate Modern‘de sergileniyor, müzenin sitesinde esere dair detaylı bilgi edinebilirsiniz.

1280px-John_Everett_Millais_-_Ophelia_-_Google_Art_Project

2. Karda Avcılar

Açılış sahnesinde gösterilen ve sonra da yanıp kül olan tablo ise Karda Avcılar (1565). Ortaçağlı Felemenk ressam Bruegel‘in bu tablosu, başarısız bir seferden eli boş, boynu bükük dönen avcıları ve başlarına gelecek felaketten habersiz gündelik yaşamlarına devam eden köy sakinlerini konu edinir. Karlarla kaplı bu köyde, hem fakirlik, hem de neşe vardır. Koşullar çetindir, ancak toprağa ve birbirine bağlı olmanın verdiği bir mutluluk, bir huzur vardır. Tablonun sağ tarafında, uçan karganın aşağısında, bir evin bacasından alevler çıkmaktadır. Az sonra bacadan muhtemelen Kilise’ye, sonra da köye yayılacak olan yangının ilk işaretidir bu alevler. Bu yangın belki köyün sonu olacaktır, belki de başarıyla söndürülecektir. Bu tabloda hayatın acı, tatlı ve sert olduğu gerçektir, mânâlı ya da mânâsız oluşu ise göreceli.

Trier’in hayran olduğu, hatta Antichrist filmini adadığı efsanevi Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy de bu tabloyu Solaris filminde, başkarakter ile ölü karısının dünya özlemini anlatmak üzere kullanır (bkz. YouTube). Resmin özel diyagonel yapısını, buz üzerinde oynayan köylülerin ellerindeki sopaları veya yangını söndürmek için çabalayanları incelemek isterseniz, Google Art Project‘te yer verilen tabloya bu linkten yüksek çözünürlükte bakabilirsiniz. Tablonun orijinali Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde sergileniyor.

Karda Avcılar ve Ophelia tabloları kartpostal dünyasında da rekorlarla anılıyor. Bruegel’in Karda Avcılar isimli tablosu dünyanın en popüler Noel kartı olma özelliğine sahipken, Ophelia da Tate Modern’in en çok satan kartpostalıymış. Trier’in bu denli popüler iki tabloyu seçmiş olması ilginç bir tesadüf mü yoksa bilinçli bir seçim mi bilinmez, ancak iki tabloyu filmin devamında, Justine’in çalışma odasında kitapların yerini değiştirdiği sahnede de görüyoruz.

3. Çalışma odası sahnesi

Justine’in patronu düğüne tek bir amaçla gelmiştir: yeni reklam kampanyası için ihtiyacı olan sloganı Justine’in ağzından kapmak. Bu durum gecenin tadını en başta kaçırırken, Justine ilerleyen saatlerde bir de şantajla karşılaşacaktır: Dolgun bir maaşla işe yeni alınan fakir ve eğitimsiz genç, bu gece sloganı patrona sunmazsa, işten kovulacaktır. Dengesi iyice sarsılmaya başlayan gecede Justine yine birilerini arkada bırakarak çalışma odasına girer. Çalışma odasında da başında yeni kocası ve kız kardeşi vardır. Önce ilgisizliğiyle kendisinden uzaklaştırdığı yeni eşi hayal kırıklığıyla odayı terk eder. Kız kardeşi, “Hepimize yalan söylüyorsun”, diyerek gecenin vebalini omuzlarına yıkar ve kızgınlıkla çıkar gider. Sinirleri iyice bozulan ve odada yalnız kalan Justine, oturduğu yerde kıvranırken, gözü, kütüphane raflarına açık bir şekilde dizilmiş sanat kitaplarına takılır. Bir hışımla yerinden kalkıp modernist sanat örneklerini sergileyen seçkiyi Bruegel, Millias veya Caravaggio’nun eserleri ile değiştirmeye başlar.

KMalevich - SuprematismThe Woodman's Daughteritaplıkta sergilenmekte olan eserler zengin, bilime gönül vermiş ev sahibi John’un (Justine’in kızkardeşi Claire’in kocası) zevkini ve kendini nasıl konumlandırmak istediğini de yanısıtır. Geometrik, renkli ve kübik eserler arasında De Stijl akımının kurucularından Piet Mondrian‘ın, avangard Süprematist akımının kurucularından Kazimir Malevich‘in eserleri var. Justine ise bu seçkiyi, çoğu Ortaçağ’a ait melankolik, felaket temalı tablolarla değiştirir. Bir kitaptan Millias’ın Ophelia‘sını bulup açarken, hemen yanında aynı ressamın Oduncunun Kızı tablosu da görünür.

Millias’ın bu tablosu da ilhamını Coventry Patmore‘un aynı isimli şiirinden alıyor. Oduncunun kızı ile toprak ağasının oğlu arasındaki aşkı anlatan şiirde, aşıklar farklı toplumsal sınıflardan geldikleri için kavuşamaz ve masum Maud, karnındaki gayri meşru bebeği boğarak öldürdükten sonra delirir. Millias bu çiftin çocukluğunu, zengin oğlanın Maud’un kalbini kazanmaya çalıştığı bir ânı resmeder. Sonu felaketle bitecek bir baştan çıkarmanın resmidir. Tablo hakkında detaylı bilgi için Victorian Web sitesine bakabilirsiniz.

Caravaggio - David con la testa di GoliaBu sahnede görünen bir başka eser ise İtalyan Barok ustası Caravaggio‘nun David with the head of Goliath (1610) tablosu. Üç büyük kutsal kitapta da İsrail Krallığı’nın ikinci kralı ve Kudüs kentinin kurucusu olarak kabul edilen David, henüz gençken düelloda yendiği dev savaşçı Goliath’ın (Câlût) kestiği başını tutarken resmedilmiş. Soldaki tablodan önce, Caravaggio aynı temalı iki tablo daha resmetmiş. Önceki tablolarda(**) hem David hem de Goliath’ın suratları daha ifadesiz, daha donukken son tabloda ifadeler çok daha dramatiktir. Üçüncü tabloyu ölümüne yakın tamamlayan Caravaggio’nun, işlediği bir cinayet nedeniyle vicdan azabı çektiği, bu tabloda Goliath olarak kendi yüzünü resmettiği iddia edilir. Hatta bir yoruma göre tablodaki David, Caravaggio’nun gençliğini, Goliath ise yaşlılığını temsil eder. Bu durumda kahraman ve cellat, kurban ve canavar aynı kişi olur. (Michalengelo’nun David‘i ile Davut peygamber arasındaki farklar: İslam’a göre Zebur Allah tarafından Davut peygambere gönderilmiştir; Hıristiyanlık ve Musevilik’e göre ise ilahi formundaki 150 şiiri David yazmıştır, bunlar Tanah’ta da yer alır. Kral David’in elde etmek için kocasını öldürttüğü Bathsheba ile arasında geçen, pişmanlıkla biten trajik aşk hikâyesi de Kuran’da yer almaz. David ile Bathseba’nın gayri meşru çocukları, işledikleri günahın diyeti olarak henüz yedi günlükken ölür.)

Carl Fredrik HillSon olarak görünen eser ise İsveçli ressam Carl Fredrik Hill‘e ait. 1849 doğumlu Hill, İsveç’te manzara resimleriyle ün salmış bir ressamken, 28 yaşında ağır bir psikolojik çöküntü geçirir ve hastaneye kaldırılır. Paranoya ve halisünasyon teşhisiyle hastaneye düşmesine, eserlerinin Paris Salon tarafından reddedilmesinin neden olduğu söylenir. Hayatının son 23 senesini annesinin ve kız kardeşinin yanında bakım görerek geçiren Hill’in profesyonel ressamlık hayatı sona erer. Ancak bambaşka bir üslupla resim çizmeye devam eder. Etrafındaki şeytani güçleri kovmak için, kendini kalem ve kâğıtla korumaya, günde dört resim çizmeye başlar. Ancak yan tarafta gördüğünüz üzere, yeni resimlerinin tekniği de içeriği de çok farklıdır. Hill’in bu ikinci döneminde çizdiği eserler 1911’deki ölümünden çok sonra, yirminci yüzyılın ortalarında resmi otoritelerce “değerli” kabul edilmeye başlanır ve manzara çalışmalarını aşan bir ilgi görür.

4. Tembellik ve keyif ülkesi

Justine’in slogan bulması gereken kampanya fotoğrafı, yine Bruegel’in bir eserine gönderme yapıyor: Keyif Ülkesi (The Land of the Cockaigne). Bu eser aynı zamanda Justine’in hışımla yerinden kalktıktan sonra kitaplıktan bulup açtığı tablolardan. Bruegel’in 1567 tarihli tablosu, bir Ortaçağ efsanesine göre kimsenin açlık, fakirlik çekmediği, çalışmadığı, herkesin bolluk ve sefa içinde yaşadığı mitik bir diyar olan Cockaigne’den hayali bir sahne sunuyor. Bruegel, böylesi bir diyarı yüceltmek yerine, kendi incelikli üslubuyla yedi ölümcül günahtan ikisine, oburluk ve tembelliğe, gönderme yaparak bu ülkeyi karikatürleştiriyor. Tabloda bolluğun ortasında sere serpe yatan asker mızrağını, bilgin kalem kitabını, köylü de orağını bir kenara bırakmış olarak resmedilmiştir. Köylü ile bilginin arasında, içinde kaşıkla yarısı yenmiş bir yumurta dolanmaktadır; arkada kızarmış bir kümes hayvanı kendini gümüş tepsiye yerleştirir; onun hemen yanında üzerinde bıçakla gezinen kızarmış bir domuz görünür.

5. Gregory Crewdson

Melankoli’nin giriş bölümünde, normal kıyafetli sıradan insanları, zor durumlarda, geçiş anlarında görüyoruz. Örneğin aşadaki karede, Claire oğlunu kucaklamış, bir golf sahasında bata çıka ilerliyor. Bu bölümdeki on altı sahneyi ele alan yazısında Manohla Dargis, bu sahnelerin estetiği ile Gregory Crewdson‘un çalışmaları arasında bağlantı kurmuş. Hayalindeki kareyi yakalamak için kalabalık bir ekiple tıpkı bir yönetmen gibi çalışan Crewdson da fotoğraflarını “geçiş anları” olarak tanımlıyor. Crewdson’ın fotoğrafları ile Melankoli, hem renk dünyası, hem de işledikleri konular bakımından birbirine yakın. İki sanatçı da sıklıkla normal insanları, alacakaranlıkta, gerçeküstü bir atmosfer yaratarak ele alıyor.

Gregory Crewdson’ın 2001 tarihli İsimsiz çalışması:Untitled-Ophelia

Melankoli’nin referansları veya ilham kaynakları elbette sadece bu eserlerle sınırlı değil. Keşfetmeye devam etmek isteyenler, Marquis de Sade’ın Erdemin Felaketleri kitabındaki Justine’in Trier’e ne açılardan ilham verdiğini veya Dürer’i Melankoli I adlı eserini inceleyebilir.

Send this to a friend