Milton Glaser içlerinde kült olmuş  I ♥ New York  afişi ve DC Comics logosu olmak üzere birçok başarılı çalışmaya imza atmış, enerjisi hiç tükenmeyen bir tasarımcıdır ve sık sık yaşayan en iyi grafik tasarımcılar arasında gösterilir.

I ♥ New York nasıl ortaya çıktı?

Hâlâ popülerliğini kaybetmeyen bu efsanevi logonun ortaya çıkışına, 1977 yılında New York Ekonomi ve Kalkınma Departmanı’nın başlattığı bir tanıtım kampanyası vesile olmuş. Bu kampanya için yaptığı tasarımda Glaser, Virginia eyaletinin sloganı olan Virginia For Lovers‘dan (aşıklar şehri Virginia) etkilenip, ortaya bir kalp sembolü ekleyerek bugün dünyaya yayılmış olan bu tasarımı yaratmış. 2001 yılındaki 11 Eylül olaylarından sonra ise logodaki kalbin içine siyah bir nokta konup, more than ever (eskisinden de fazla) sloganı eklenmişti.

New York’u Seviyorum tasarımından beş kuruş kazanmadım. Onu yapmanın parasal bir dönüşü olmadı. Ama öte yandan, insanların bu şehre yönelik umursamaz tavrının, ‘Biz burayı seviyoruz’ düşüncesine dönüşmesine katkıda bulunduğum için inanılmaz gurur duyuyorum.

1968 yılında Clay Felker’la birlikte The New Yorkers‘a rakip olarak kurdukları New York Magazine kısa sürede büyük ilgi topladı. Derginin internet sitesini halen günde yaklaşık bir milyon kişi ziyaret ediyor. Değişik Shakespeare portrelerinde oluşan aşağıdaki posteri ise Theatre for a New Audience tiyatrosunun 20. yılı şerefine hazırlamış.

Yaptığınız işe karşı duyduğunuz ilgiyi kaybetmiyorsanız, çok şanslısınız demektir. İnsanların meslek hayatında, hatta bazen duygusal hayatlarında da, daha üçüncü perdeye geçmeden ilgilerini kaybettiklerine çok sık şahit oluyorum. İnsan yoruluyor, kayıtsızlaşıyor ve bazen de savunmaya geçiyor. Daha da kötüsü, hayret etme kapasitesini kaybediyor. Bu çok yazık çünkü dünya hayret edilesi bir yer.

Ben hâlâ etrafımdakilere hayret edebildiğim için kendimi şanslı hissediyorum, bir şeyler beni  hâlâ şaşkına çevirebiliyor. Bence sanatla uğraşmanın en büyük artısı, yeni şeyler öğrenme fırsatlarının hiç tükenmemesidir. Her şeyi bilmediğini kabul etmek zorunda kalıyor insan.

New York’s School of Visiual Arts’da  yönetim kurulu başkanlığı ve öğretim üyeliği yapan Glaser’in çalışmaları, başta Paris’teki Centre Georges Pompidou  ve New York Modern Sanat Müzesi olmak üzere birçok uluslararası müzede yer almış. Aldığı sayısız ödüller arasında Cooper-Hewitt, Uluslararası Tasarım Müzesi tarafından 2004 yılında verilen uluslararası tasarım ödülü ve Amerika Birleşik Devleti’nin sanatçıları onurlandırmak adına verdiği National Medal of Arts bulunuyor.

Gölge şeklindeki Bob Dylan profilinde rengârenk saçlarla yaratılan kontrast, çok basit ancak dramatik bir şekilde Dylan’ın protest duruşunu simgeliyor. Bu poster artık bir koleksiyon nesnesi olmuş durumda.

2008 yılında Wendy Keys’in çektiği Milton Glaser: To Inform & Delight belgeseli Glaser’ın gündelik hayatından kareler eşliğinde yaratım sürecini ve sanatı hakkındaki düşüncelerini sunuyor. Aşağıdaki de belgeselin tanıtım videosu:

Çocukken mahallede epey itibar gördüğümü fark etmiştim; arkadaşlarım gelip benden birşeyler çizmemi isterdi. Tabii bunların çoğu çıplak kadınlar olurdu. İstedikleri duruşu, fiziksel özellikleri vs. tarif ederlerdi. Ben de talep üzerine bunları çizebiliyordum. İşte o günlerden bugünkü kariyerime hızlı bir geçiş yaşadım.
İnsanlar, birçok Amerikalı sanatçıya sorulduğu gibi, genelde bana da neden tasarım yapmayı seçtiğimi sorar. Çocukken çizgi romanları kopyalardım. Walt Disney karakterlerini vs. Daha sonra Manhattan’daki High School of Music and Arts okula gittim. Burası bana yapabileceğim şeylere dair birçok seçenek sunmuştu. O zamanlar “ticari sanatlar” denilen tür ile de burada tanıştım, yani para karşılığı satmak için birşeyler yapma fikri. Diğer uçta da güzel sanatlar vardı, onun meselesi ise bambaşkaydı. Ama ben hiçbir zaman bir tablo yapacağımı ve bunu insanların satın alıp evlerine koyacağını kafamda hayal edemedim. Bu bana çok garip geliyordu. O yüzden bana uygun değildi. Ben kamusal işler yapmak istiyordum; sokakta sergilenebilecek ve herkesin görebileceği işler yapmak istiyordum. O noktada bana sanatçı mı, tasarımcı mı yoksa illüstratör mü denilecek konusunu çoktan geçmiştim, bunun önemli olmadığını biliyordum. Esas kıymetli olan birşeyler yapıyor olmaktı. Zihnindeki bir fikri, malzemeye aktararak ete kemiğe büründürmekti önemli olan. Benim için her türlü yaratıcı faaliyetin büyüsü hâlâ burada yatar.

 

Send this to a friend