István Orosz, kendi başına bir anlamı olan, ancak özel bir açıdan bakıldığında yeni bir anlamın daha keşfedildiği anamorfik eserleriyle dünya çapında ün kazanmış Macar bir grafik tasarımcı, illüstüratör ve animasyon sanatçısı. Daha önce göz attığımız anamorfik çalışmaların aksine, Orosz’un eserlerinde birbiriyle ilişkili iki ayrı hikâye var. Kâğıt üzerindeki kuzgun, aynaya Poe olarak yansıyor, elde tutulan bir kadeh Dionysos’a dönüşüveriyor.

raven

Edgar Allen Poe, The Raven

Çalışmalarımda, Yunancada ‘yeniden dönüşüm’ anlamına gelen Anamorphosis kavramını yeniden yorumluyorum. Perspektifle oynayarak yarattığım görüntüleri, kavisli bir ayna yardımıyla sadece bir açıdan bakıldığında görünür kılıyorum. Böylece izleyiciyi ‘saklı gerçek’ olgusuyla karşı karşıya bırakmak istiyorum. – Orosz

chateau

Bu yöntemle yaptığım bir çalışmada, izleyici sonuç olarak iki farklı görüntüyle karşı karşıya kalıyor: Birincisi, tam karşıdan baktığında gördüğü çarpıtılan görüntü, diğeriyse farklı bir açıdan bakarak ya da bir cam silindir aracılığıyla gördüğü görüntü. Ben bu tekniğin diğer uygulamalarından farkı olarak, bu ‘çarpıtılan görüntüye’ de bağımsız bir anlam kazandırıyorum, birbirini tamamlayan ya da birbirinin tamamen zıttı olan iki görüntü ortaya çıkarıyorum. – Orosz

raven2

Aslında bencilce bir şey ama, izleyicinin benim işlerimde daha fazla zaman geçirmesini istiyorum… Sergide sadece birkaç saniyeliğine bakıp geçerek ya da kitabı öylesine karıştırarak değil… Seyircinin de eserin yaratım sürecinin bir parçası olmasını istiyorum. Örneğin, doğru perspektifi bulmaya çalışmalarını sağlayarak, silindir bir ayna koyarak veya eserde ikinci bir anlamı arayarak… – Orosz

Einstein

Einstein

Einstein00d

Verne00

Jules Verne

dionysos

Dionysos

dionysos2

shakespeare2

Shakespeare

shakespeare

Gençlik yıllarımın popüler akımlardan kavramsallığa ve postmodernizme kayıtsız kalmadım. Aynı zamanda Rönesans ve Manierizm gibi eski çağların sanat akımları da hep ilgimi çekti. Aslında beni Escher ile sıkça ilişkilendiriyorlar. Escher’in matematiksel, geometrik düşünce biçimi de benim ilgimi çekiyor. İmkânsız objeler/mimariler üzerine çalışmalarım bu anlamda Escher’in yaklaşım biçimiyle yakınlık gösteriyor diyebilirim. Ancak, Escher hiçbir zaman anamorfoz, gizli yüzler, ya da iki anlamlı görüntülerle uğraşmamıştır, bu yönde bir çalışması yoktur. – Orosz

meninas

Las Meninas

van eyck

van Eyck

darwin

Darwin

pessoa

chateau

Şato

István Orosz’un eserleri şu aralar Ankara’da birinci elden incelenebilir, kişisel sergisi 7 Mart’a kadar devam ediyor. Sergisi nedeniyle geçtiğimiz ay Türkiye’de olan Orosz’a biz de e-posta aracılığıyla birkaç soru sorma fırsatı bulduk*:

Batı Macaristan Üniversitesi’nde bir profesör olarak, öğrencilerinize en sık verdiğiniz tavsiyeleri bizimle de paylaşabilir misiniz?
Son zamanlarda grafik tasarım dersleri veriyorum. Poster tasarlayan öğrencilerime, öncelikle posterde neyi anlatmak istediklerini net bir şekilde ortaya koymalarını söylüyorum. Ne istediklerini mümkün olduğunca açık ve kesin bir şekilde tarif etmeleri lazım. Sonra yazdıklarınızı okuyup, önemsiz olanları silin diyorum. Çok önemli olmayan bir detay, kelime, ya da simge her zaman vardır; tasarımı sadeleştirin ve yoğunlaştırın. Tasarımınız artık herhangi bir kelime, harf ya da sembol gerektirmediğinde, hazır demektir. Bir poster tasarımının açık, net aynı zamanda da yoğunlaştırılmış bir paradigma olduğuna; bunun da zaman ve mekânın kesiştiği bir noktada bulunmasının uygun olacağına inanırım.

Her sanat öğrencisinin okuması gerektiğini düşündüğünüz üç kitap sayabilir misiniz?
Dün sorsaydınız bu soruyu, ya da yarın soracak olsanız muhtemelen farklı cevaplarım olur. Şu anda aklıma gelen 3 kitap:
Ernst Gombrich: “Sanat ve İllüzyon”
Rudolf Arnheim: “Görsel Düşünme”
Douglas Hofstadter: “Gödel, Escher, Bach”

Türkiye’ye ilk ne zaman geldiniz? Macaristan’dan bakarken gördüğünüz Türkiye ile geldiğiniz zaman tanık olduklarınız arasında ne gibi farklar var?
2000 yılında ilk İstanbul’a geldim Grafist organizasyonu için. Bu etkinlik çerçevesinde Bilgi Üniversitesi’nde seminerler verdim ve bir poster sergim düzenlendi (Uwe Loesch, Shiego Fukuda ve Kari Piippo ile birlikte). 2011 senesinde de Ankara’da Başkent Üniversitesi’nde bir atölye çalışması yönettim. Burada öğrencilerim bana harika bir minyatür albümü hediye etti. Orta çağ minyatürlerine tabii ki yabancı değilim; Macar tarihinin belirli bir dönemi Türk illüstrasyonları yardımıyla incelenebilir. Belki de bu yüzden Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı eserini okurken çok keyif aldım.

Türkiye’den takip ettiğiniz herhangi bir sanatçı var mı? Başka ülkelerden hangi sanatçıların çalışmalarını takip ediyorsunuz?
Dünyada daha çok içerik veya tarz olarak benim işlerime yakın olan sanatçıları takip ediyorum. William Kentridge, Dick Termes, Felice Varini ve Fukuda ilk aklıma gelenler. Fukuda çok yakın bir arkadaşımdı. Maalesef birkaç sene önce aramızdan ayrıldı… Türkiye’den Ahmet Güneştekin, Bubi ve Süleyman Saim Tekcan’ın işlerini beğeniyorum; Gülsün ve Sadık Karamustafa’yı takip ediyorum.

* Söyleşiyi gerçekleştirmemize aracı olan Güler Sanat‘a teşekkürlerimizle…

Send this to a friend