TERAPİ NİYETİNE POPÜLER KÜLTÜR KİTAPLARI VE KÜLTÜREL İNCELEMELER

Türkiye’de tarih okumak zor iş. Öncelikle okullar insanı tarihten soğutmak için büyük mücadele veriyor; iyi bir öğretmenden ilham alıp veya bir şekilde kafayı takıp okumak istesen de zaten bir yüzyıldan geriye gidemiyorsun, zira arşivler Osmanlıca! Hadi Türkçedeki mevcut kaynaklarla yetineyim dedin, o zaman da konuların sertliği, ağırlığı insanın omzuna fena çökebiliyor. Bu durumda rotayı popüler tarih veya kültürel tarih kitaplarına çevirmek iyi bir çözüm olabiliyor. Hem içim açılsın, hem eğleneyim, hem bu garip ülkenin garip insanlarının geçmişteki garip davranışlarını keşfedeyim, hem de bilgileneyim, kafamda ampüller yansın diyorsanız, okumadıklarınızdan başlayınız:

Not: Bu bir “en iyi” listesi değildir. Ayrıca gönül Tarihimizde Garip Vakalar‘ı, Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor‘u, Pop Çağı Ateşi‘ni, İstanbul Nasıl Eğleniyordu?‘yu veya Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak‘ı da eklemek isterdi, ama maalesef baskıları tükenmiş. Israrla isteyiniz.

1. VİTRİNDE YAŞAMAK

Artık ülkenin neredeyse yarısının özel hayatını ince ayrıntılarıyla bildiğimiz 2000’li yılların doğuşuna, 1980’li yıllarda yazdığı makalelerle tanıklık eden Nurdan Gürbilek’i okurken parçalar tek tek birleşiyor:  Türkiye resmi biraz daha netleşiyor, anlam kazanıyor. 1980’li yılları temize çekmek isteyen bünyeler için birebir. Gürbilek’in akıcı diline ve o dönemi çok iyi yansıtan saptamalarına hayran olup, hemen arkasından Kötü Çocuk Türk veya Kör Ayna, Kayıp Şark gibi diğer kitaplarına geçmek, Gürbilek tiryakiliğinin en bilinen semptomlarındandır. Kitaptan kısa bir alıntı:

VITRINDE-YASAMAK-NURDAN-GURBILEKİki farklı iktidar projesinin, iki farklı söz siyasetinin, nihayet iki farklı kültür stratejisinin sahnesi olmuştu 80’ler. Bir yandan bir baskı ve yasaklar dönemiydi, diğer yandan yasaklamaktansa dönüştürmeyi, yok etmektense içermeyi, bastırmaktansa kışkırtmayı hedefleyen daha modern, daha kurucu, daha kuşatıcı denilebilecek bir kültürel stratejinin kendini var etmeye çalıştığı yıllar. Bir yandan bir red, inkar ve bastırma dönemiydi, diğer yandan insanların arzu ve iştahının hiç olmadığı kadar kışkırtıldığı bir fırsat ve vaatler dönemi. Bir yandan söz hakkı engellenmiş, susturulmuş bir Türkiye vardı, diğer yandan söze yeni kanallar, yeni çerçeveler sunan bir “Konuşan Türkiye”.

2. Tarz-ı Hayat’tan Life Style’a

Rıfat Bali seksenli ve doksanlı yıllar boyunca çıkan 29 gazete ve 45 dergiyi inceleyerek inşa ettiği zaman makinesiyle bizi tüketim toplumunun big bang’ine götürüyor. Dar gelirli kesimin gündeme “öteki Türkiye” olarak dönüş yaptığı 2001 krizine kadar dört nala süren, ufuktaki New York siluetine dalıp gitmiş gözlerin golf oynamayan kalabalıkları da görmek zorunda kalmasıyla hız kesen, ama asla kapanmayan bir dönemin öyküsü bu kitap. Kitaptan 1985 tarihli kısa bir alıntı, dönemin Sabah gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu’dan:

tarzihayattanlifestyleaBundan on yıl önce TV’de hâlâ ‘Yerli Malı Haftası’ kutlamaları haber oluyordu. Bundan on yıl önce, her başarılı insanın mutlaka bir sahtekârlık yaptığına inanıyorduk. Bundan on yıl önce, insanlar giysilerinin markalarını göstermeye utanıyorlardı. Bundan on yıl önce, bir Volkswagen kaplumbağa arabaya sahip olmak bile bir lüks, dolayısıyla ‘ayıp’tı. Bundan on yıl önce Cumhuriyet gazetesi, hâlâ ofset teknolojisiyle emperyalizm arasında bağlantı kuruyordu. Bundan on yıl önce entelektüel hayatta ‘satır aralarını okumak’ kavramı vardı. Bundan on yıl önce, cümlelerinin arasına İngilizce kelime sıkıştıranlara züppe gözüyle bakılırdı. Bundan on yıl önce, ‘kadın özgür olmalı mı?’ tartışmaları yapılırdı.

3. CUMHURİYETİN BÜLUĞ ÇAĞI

Çok partili yaşama geçişin sarsıntılarına sinema salonlarında esen Amerikan ve Mısır rüzgârlarının eşlik ettiği, swing gençliğinin cumhuriyetin ilk moda akımını yarattığı yıllar ve eski kuşağın gazete köşelerinde korkudan hop oturup hop kalktığı dönem. Levent Cantek 1945-50 yılları arasında ortalığı saran hayat tarzı ve ahlak tartışmalarını, dönemin gazetelerinden verdiği örneklerle ele alıyor. Kitaptan kısa bir alıntı:

BULUGEllili yıllarda büyüyen Türk sineması pazarı kendi mantığı içerisinde biri iyi diğeri kötü adamı oynayan iki Bobstil tiplemesi çıkaracaktır: Ayhan Işık ve Önder Somer. Tüketim toplumunun mantığına denk düşen bir değişimdir bu. Hollywood, Yeşilçam ve onun yıldızlarıyla yerli kültüre dahil olmuştur. Bobstil tiplemeleri, ilk halinden farklı olarak yerelleştirilmiş bir içeriğe sahiptir artık. Özellikle Ayhan Işık, aynen Hollywood/Clark Gable örneğini izleyerek magazin basınında “kral” namıyla anılacak, buna karşın Önder Somer “kötü adam” rolleriyle kolektif hafızada yer etmiş Bobstillikle ilgili husumetlerin taşıyıcısı olarak tüketilecektir. (s.106)

4. TÜRK POPÜLER TARİHİNDE İLKLER

Türkiye’deki ilk arabalardan, ilk futbolcu transferine, fotoğrafın “haram”la mücadelesinden, “fitne fücur”un kim olduğuna kadar ne ararsanız Cenk Sarıoğlu ve Şafak Altun’un dopdolu kitabında bulabilirsiniz. Fotoğraflar, posterler ve gazete küpürleriyle şenlenen kitapta yüzü aşkın başlık bulunuyor. Kitap tam bir “bir başkadır benim memleketim” ruhiyatına sevk ediyor insanı. “Türkiye’deki İlk Profesyonel Soygun” başlığından küçük bir alıntı:

images1961 yılının 18 Ağustos günü elinde Sten marka makineli tüfek bulunan bir kişi, Amerikan filmlerine taş çıkartırcasına İş Bankası’nın Kazlıçeşme Şubesi’ne girmiş ve vezneden 165.850 lira almıştı. Soygun sırasında bankada bulunan bir işçinin, “Ben işçiyim, yatıracağım 450 lirayı alma”, demesi üzerine soyguncunun “Ben işçinin parasını almam”, yanıtını vermesi dikkat çekici bulunmuştu. İki-üç dakika süren soygunun ardından soyguncu dışarıda hazır vaziyette bekleyen bir Chevrolet marka arabayla kayıplara karıştı. (s. 185-186)

5. YENİ ORTA SINIF

Anlı şanlı 90’lı yıllar; Ali Şimşek Leman dergisi, ekşi sözlük gibi örneklerden yola çıkarak, söylenmeyi düstur edinmiş yeni orta sınıfın portresini çizmeye girişiyor.

Tanıtım yazısından:

207938Yeni Orta Sınıf, yeni bir kuşağın fotoğrafını çiziyor, 90’lı yılların gençliği her bakımdan yeni’ye motive olmuş bir kuşağın belirgin özelliklerini taşıyor. Biraz postmodern, biraz mistik, biraz sanal bir dünyanın iç içe olduğu bir dönemi analitik bir çerçeveyle sunuyor yazar. 80’lerin tutuk dilinin çözüldüğü, Leman dergisiyle farklılaşan dilin analizi yapılıyor. Kitap, yeni orta sınıfı, ağırlıklı olarak kültürel yüzey ve Türkiye örneği üzerinden okuyor.

6. FANTASTİK TÜRK SİNEMASI

Bu kitap gerçekten anlatılmaz, yaşanır. İyi bir indirimde kapınız.

3 Dev Adam – Kurt Kız – Badi

fantastik-turk-sinemasiFantastik Türk Sineması’nın en önemli özelliği ise en kenarda köşede kalmış, fazla ilgi gösterilmemiş, hep hasıraltı edilmiş karanlık (!) bir döneme ışık tutmasıdır. İki üç günde çekilmiş, dar bütçeli, teknik olanaksızlıklar yüzünden kimi zaman “absürd” kimi zaman “trajik” sonuçları olan filmlerdir bunlar.

Send this to a friend