VİCDANİ RET KABUL EDİLİRSE KİM GİDECEK ASKERE?

Bakıyordum, o marşları söyleyen askerlerin ayağında potinleri vardı, üzerlerinde kamuflajları, tek tip kıyafetleri vardı. Özendim herhalde. Anneme sorduğumu hatırlıyorum: ‘Benim potinim, silahım, kamuflajım nerede? Ben asker doğmadım mı?‘ Annem biraz duraksadı, sonra güldü, ‘Sen asker doğmadın. Doğarken hiçbir şeyin yoktu. Herkes gibi doğdun, çıplak’ demişti.

Hrant Dink Vakfı Yayınları tarafından yayımlanan Asker Doğmayanlar kitabı, Pınar Öğünç’ün Türkiye’de vicdani ret tartışmalarının öne çıkan 14 ismiyle yaptığı görüşmelerden oluşuyor:

Asker Doğmayanlar’da söz, farklı dönemlerde, belki farklı saiklerle yola çıkarak zorunlu askerliği reddeden 14 vicdani retçide. Bireysel hikâyeleri, militarizmin ülkenin kılcal damarlarında nasıl gezindiğine, bu temel insan hakkı mücadelesinin 1990’lı yıllardan itibaren tarihine de ışık tutuyor. Tayfun Gönül, Vedat Zencir, Yuri, Mehmet Tarhan, İnci Ağlagül, Halil Savda, Ferda Ülker, Enver Aydemir, İnan Mayıs Aru, İnan Suver, Muhammed Serdar Delice, İlyada Erkuş, Hayri Kamalak, Kemal Acar, Merve Arkun… Onlar anlattıklarıyla bir hakikati anımsatıyorlar; kimse asker doğmuyor.

Kitabın giriş bölümünde Öğünç, vicdani reddin Türkiye’deki gelişiminin uzun tarihçesini kaleme almış ve sürecin hukuki boyutunu, vicdani reddini açıklayıp hüküm giyenleri, mahkeme kararlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin AİHM’de aldığı hükümleri, devletin vicdani redde bakışının nasıl evrildiğini detaylı bir şekilde anlatıyor.

Vicdani ret kimsenin işine gelmez, çünkü güç edinmek ve onu bir topluluk üzerinde kullanmak isteyen bütün yapıların temelini sarsar. ‘İtaatsiz ol’ diyorsun. En demokratik dediğimiz parti için düşünelim bunu. Vicdani reddi savunan bir milletvekili grup kararına uymaz. Bir kültür merkezinde çalışan ve vicdani reddi savunan biri, oradaki bütün kararları sorgular.

Vicdani retçilere dair en büyük kuşku, zorunlu askerlik görevinden kaçmak için bir yol olarak kullanılmasında yatıyor. Oysa vicdani ret açıklamasının ardından kimliksiz ve hatta ”ipotekli” bir hayat bekliyor bireyi.

Bahsettiğim nasıl bir ipotek, biliyor musunuz? Mesela ben iş yerimi son dört yıldır üstüme alabildim. Bu yeterli bir şey. Antalya’ya gittim, 10 yılımı kaçak yaşadım. Çocuğum doğduktan sonra onun varlığı yüzünden gizlenmek, biraz kıyı-köşe yapmak zorundaydım. Her an yakalanma ihtimalini düşünüyorsun, her an… Ben mesela Antalya’nın ara yollarını acayip iyi bilirim. Araç kullanıyorsun ama gidip ehliyetini alamıyorsun. Hakkın var, alamıyorsun. Sürekli bir paranoya durumu yaşıyorsunuz. Buna rağmen iyi idare ettiğimizi düşünüyorum.

Vicdani ret aslında bir insan hakkı. Bu hakkın geçerli olması için, Pınar Öğünç’ün kitabında detaylı anlattığı gibi, bazı hukuki boyutlar mevcut. Din de bu noktalardan biri örneğin. Yehova Şahidi’ne verilen bu hakkın Müslümanlara neden verilmediği vicdani ret tartışmalarında yer buluyor.

Şimdi öyle bir durum ki, bu hakkı Yehova Şahidi’ne veriyor. Saysanız 100 tane çıkar mı? Bence çıkmaz. Müslümanlara böyle bir hak verildiğini düşünün, yüzde 90’ı Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Serdar Delice, milliyetçi, Müslüman’dı, bu adam kullandı. E gerisi? Ellerinde iki materyal var zaten: Milliyetçilik ve Müslümanlık. Benim milliyetçilik anlayışım başka.

Türkiye’de askerlik sadece erkekler için zorunlu bir vatan hizmetiyken, ülkede kadın vicdani retçilerin olduğunu görmek aslında şaşırtıcı değil. Kadın vicdani retçilere göre militarist düşünce sadece askeri sınırlar dahilinde geçerli değil; bilakis, gündelik hayatta da doğallaştırılan ve hatta içselleştirilen militer bir dünyada yaşıyoruz. Öyle ki bu militer dünya, kadına yönelik şiddetin yaygınlaşmasına da aracılık ediyor.

Peki gözümüzün önünden bir perde kalkar, erkekliğin, şiddetin, milliyetçiliğin büyütüldüğü kışlalardan dışarı sızan militarizm de netleşir mi? Kadınların, bir savaştaymışçasına erkekleri tarafından günde üçer beşer öldürülüşlerinin, ‘zorunlu erkekliğin’, ‘zorunlu askerlikle’ hiç mi ilgisi yok? Evlerin küçük ‘vatanlara’, okulların küçük kışlalara döndürülüşlerinin, bir dizi kılıkla aramızda gezen çıplak şiddetin, çok başka nedenden görünen katmerli travmaların hiç mi ilgisi yok? Askerlik, sadece askerlikle ilgili bir mesele mi?

Militer dünyanın yaşam biçimlerimize sirayet etmesine karşı çıkan vicdani retçi kadınlara “erkeklerin çektiklerini çekmiyorsunuz ki” diyenler karşı çıkabiliyor, ya da itirazlarını anlamlı bulmayabiliyor. Oysa, bu düşünce yapısının da aslında bir farkındalık yarattığına inanılıyor.

Kadın retçileri, vicdani ret kavramını genişletme açısından, erkeklerin reddinden daha anlamlı buluyorum. Biraz maksadını aşan bir cümle oldu, farkındayım! Erkeklerin reddi, sadece askere gitmemek olarak algılanırken, kadın retçiler kafaları karıştırıyor ve ‘Bir dakika ya, askere gitmiyorsunuz ki, ne reddi?’ ile militarizmi pek çok açıdan gündeme getirme şansınız oluyor.

vicdani-retciye-kiz-verilir-mi

Vicdani retçiye kız verilir mi?

Pınar Öğünç’ün kitapta da alıntıladığı, Fatma Turan ve Esra Keskin Demir tarafından yapılan haberde, vicdani retçiye kız verilir mi? sorusu tartışılıyor. Askeri görevini yapmayana güvenilmeyeceğini söylen de var, bu durumu önemsemeyeceğini söyleyen de. Emekli öğretmen Yüksel Demir gibi, vicdani reddin gündelik hayattaki militer yapıya karşı duruşunun altını çizenler de: “Eline silah almayı reddeden bir insana kız verilmez mi? Bir başkasına kıyamayan kızıma da kıyamaz diye düşünür ve gözümü kırpmadan veririm.”

Herkes vicdani retçi olursa kim şehit olacak?

Alman düşünür Walter Benjamin, şiddetin eleştirisini yaparken iki kavramı tartışır; araçlar ve amaçlar. Benjamin’e göre herhangi bir durumda şiddet olgusunun varlığının tartışılabilmesi için sadece amaca bakmak yeterli değildir; şiddetin aranacağı asıl nokta araçlardır.

Özellikle içinde bulunduğumuz zaman diliminde gündelik hayatın ne kadar militerleştiğini görmemiz bile bize vicdani reddi tekrar düşünmemiz gerektiğini göstermektedir. Vicdani ret, ilk bakışta, sadece askerlik görevini reddetmek olarak görülebilse de, aslında anti-militarist yaşamı savunmaktır. Bu bağlamda, Pınar Öğünç tarafından hazırlanan ve Hrant Dink Vakfı Yayınları’ndan çıkan Asker Doğmayanlar kitabının demokrasi, adalet ve barış mücadelecileri tarafından önemle okunması gerekir.

Kitapla ilgili yayımlanmış tüm röportajlara ve yazılara www.askerdogmayanlar.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Son olarak, Asker Doğmayanlar kitabında da röportajı bulunan Mehmet Tarhan ve onun mücadelesi, geçtiğimiz yıllarda sahnelenen Mehmet Barış’ı Seviyor eserine ilham verdi. Gösterinin kısa bir parçasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Doğrudan Tarhan’ın öyküsünü değil, her tarafımızı sarmış olan militarizm, şiddet, izlenme, fişlenme ve bu coğrafyadaki savaşlarda hayatını kaybetme, ‘ne için, kim için ölmek?’, ‘kimi, ne için öldürmek’ sorularını hatırlatmak için tasarlanmıştır.

Send this to a friend