Richard Wagner’in 1874’te ilk gösterimini yaptığı Nibelung’un Yüzüğü* operası için, tek bir müzisyenin altına girdiği gelmiş geçmiş en büyük ve en hırslı proje denebilir. Ülkesinin ulusal ruhunu sanat yoluyla uyandırmaya baş koyan Wagner, dört bölümden oluşan ve ilk gösterimi dört gün süren bu müzikal drama için yaklaşık yirmi beş yıl çalışmış, İskandinav mitlerinden ve çeşitli efsanelerden yola çıkarak sembolik düzlemi çok güçlü on beş saatlik bir eser ortaya çıkarmıştı. Geleneksel armonik yapıyı, çok etkilendiği Schopenhauer felsefesini sahneye taşıdığı Tristan und Isolde (1865) ile aslında çoktan sökmeye başlamıştı. 1859’da bitirdiği bu eseri, elli dört provadan sonra “imkânsız” olduğu gerekçesiyle Viyana’da çalmaktan vazgeçmişler, Paris’te ise eserin gerektirdiği vokal tekniğini (konuşma şarkısı) kullanarak söyleyebilecek şarkıcı bulamamışlardı.

Wagner’in peşinden koştuğu “tam sanat eseri” (Gesamtkunstwerk) kavramına çok yaklaşan Yüzük ise sadece müziği ile değil her yönüyle çığır açıcıydı; her duygu, düşünce ve durum için ayrı ayrı yazılan düzinelerce ana motifi (leitmotiv), sahnenin altına yerleştirilen orkestrası, görsel efektleri ve gösteri başladığında ışıkların kapatılmasıyla birçok ilk barındırıyor, icadından çok önce sinema sanatına yakın bir tat sunuyordu. Bu bakımdan modern müzik tarihini 1874’ten başlatan çoktur. Wagner müzik dünyasında âdeta bir külte dönüşürken, onun ana motifleri kullanma biçimi yirminci yüzyıl film müziklerine de yol gösterdi. Yüzük’te Valkürler için bestelediği ana motif, Francis Ford Coppola’nın Apocalypse Now filmi dahil birçok filmde kullanıldı ve ana motifleri kullanma biçimi Star Wars üçlemesinin müziklerini yapan John Williams ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin müziklerini yazan Howard Shore gibi kompozitörlere ilham verdi.

Wagner’in yaşamının son on yılını geçirdiği Almanya’nın Bayreuth şehrine, hayranı olan Bavyera Kralı Ludwig II tarafından özel olarak yaptırılan bu opera evi, açılışını da Yüzük ile yapmıştı. Daha sonra Parsifal gibi Wagner klasikleri de hep burada sergilendi. Bu opera binası günümüzde her sene programında Yüzük’ün de bulunduğu Bayreuth Festivaline ev sahipliği yapıyor.

 

Wagner, eksik dokuzlu, artık altılı, dominant yedili gibi kasıntı adları olan, ama Romantik müziğin kendine has çekiciliğinin temelinde yatan zengin ve yanıltıcı akorları bolca kullanıyordu. Ancak arkasından bir rahatlama, müzikal deyişle bir çözülüm (resolution), gelmesi için âdeta yalvaran bu akorların yarattığı beklentiyi genellikle karşılamıyordu. Cevaplanması gereken bir soru gibi yükselen bu akorlar, ancak başka bir akorun çalınmasıyla rahata kavuşacağından, Wagner’in sürekli sorduğu ama cevaplamadığı sorular dinleyicilerde bir gerginlik yaratıyor, onları devamlı diken üstünde tutuyordu. Romantizmin güvenli dünyasını arkasında bırakıp psikolojik olarak dengesiz, daha nevrotik ve daha stresli bir müzikle aynı zamanda çağının ruhunu da yansıtıyordu. Howard Goodall’ın Great Dates isimli belgesel serisinin bir bölümü de Wagner’i işler. Bu belgeselin altyazısı ne yazık ki yok, ama Wagner’i anlamak için muhteşem bir rehber:

Wagner’in hem müziği hem de kişiliği, yaşadığı dönemde de, geçtiğimiz yüzyılda da çok tartışma yarattı. Almanya’nın ruhunu simgeleyecek efsane ve kahramanlardan beslenerek yazdığı eserlerin yanı sıra, Yahudi karşıtı olması ve ırkçı eğilimleri Wagner’in neden Nazizm’e referans olduğunu ve fanatik hayranları arasında Hitler’in bulunduğunu da biraz olsun açıklıyor. Wagner’in etkisi ölümünden sonra da uzun süre devam etti ama onun gölgesinden kurtulmaya ve kendi özgün biçimini bulmaya çalışan kompozitörler elbette iş başındaydı. Onları da ilerleyen yazılarda ele alacağız.

* (Der Ring des Nibelungen) Konusu özetle: Doğaüstü güçleri olan altın bir yüzüğün Ren Nehri’nin dibinden çalınmasıyla başlayan oyunda, onu ele geçirmeye çalışan güç ve zenginlik peşindeki açgözlü karakterler yozlaşma ve felakete sürüklenir. Oyunun sonunda tanrıların evi Vallhala ile birlikte eski düzen de yıkılır ve insan ırkı için, açgözlülük ve güç yerine, sevgi ve insanlığa dayanan yeni bir gelecek kurabilme umudu doğar. Dipnotun notu: Bu efsanene akla hemen Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ni getiriyor. Ama Tolkien bu efsaneden yararlanmadığını ve iki hikâyede de bir yüzük olması dışında ortak başka hiçbir yön bulunmadığını açıklamış.

ELEKTRONİK MÜZİK TARİHİNDE NEREDEYİM?

Send this to a friend